Fahişe Lehçesi ~Zaman üzerine…

Fahişe Lehçesi, aklımda toparladığım bir takım konulara farklı bakış açıları ile değinmeye çalıştığım kurgusal bir roman oluşumu. Zaman konseptine dair olan paylaştığım bu bölüm hakkında bilmeniz gereken detay, fahişenin intihar mektubundan bir parça okuyor oluşumuz. Bilmiyorum daha önce hiç “bir fahişe ne hayal eder?” diye düşündün mü? Cevabının evet olma Read more…

Lodos

Yağmurdu kiremitleri bu kadar güzel bir kırmızıya boyayan. Belki de, yılın son yağmuruydu. Ağaçlar yeşiline, asfalt ışıltılı siyahına, arabalar kendi renklerine ve enderdir ki aşıklar romantizmlerine kavuşuyorlar. Ama hiç birisnin kavuşması, senin hüznüne kavuşman kadar ürkütmüyor sokakları… Sokak kö pekleri bile ağlıyor bu vakitlere. Sen, iskeleden uzaklardaki gemileri izlerken, kalbindeki Read more…

İnsanın ironisi

Çevremdeki insanların anlattıklarını “yaşantı” olarak değil, olay / düşünce olarak algılayıp irdeledikçe fark ediyorum İnsan’ın İronisini. Aidiyet ararken bir yanı yaşadığı coğrafyaya dair, ki şair “Yaşadığı coğrafyayı kadın gibi sevebilen…” diyerek ifade etmiş bu duyguyu, bir yanı da heves atar özgürce seyyahlaşmayı hayatında ve gezmeyi gözlemlemeyi şu dünyadaki çitlerin öte Read more…

Yüklem – Cümlede Dört Eylem III

Kanayan bileklere ithaf olunur… pek bilinmez ama, kendime varmak için uzunca çıktığım bir yolculukta duyduğum kadarıyla rivayet edilir ki, söz toprakta kelâm yağmurdadır, göz aşkta nîzam ayrılıktadır. biz ki pek çoğuna acem kaçan bir dil biliriz, tıpkı insanlar gibi bilmişliğimiz sevmişliğimizden değildir (ne yazık ki) ve fakat pek istemişliğimizi belirtmek Read more…

yanlış yer

Uğur böceği ölüsü bulmak gibi, bir kırlangıcın intiharına şahit olmak veya… Kaldıramayacağın şeyler vardır hani, ki öyle olduğunu sanırsın sadece, ki kaldırırsın. Bir çığlık atmak, ki bir şeylerden vazgeçmektir, koparmaktır kimi bağları… Kopmaktır o anda… O an’ını görse birisi ve iki satır yazacak olsa (misâl ben diyelim) üçüncü tekil şahıstan, Read more…

kendime

Beni sevmemendense, benden nefret etmenin daha iyi olacağına inandım, çünki “nefret ettiğin kadar seversinde aslında” demiştin…

Hep düşen sendin, elini tutan bendim. Ve hikâye böyle anlatılıyordu, yazılıyordu, okunuyordu, böyle görünüyordu, herkesin işine geliyordu. Oysa artık bana bakmıyordun, sadece uçurumun kenarında sapa sağlam duruyorum sanıyordun, farz ediyordun… Ayağımın kaydığını, uçurumun eşiğinde artık beni göremediğini bir türlü fark etmiyordun, belki de istemiyordun… (more…)

ayna

oturdum ayna karşısına, biraz kendime bakmaya. “merhaba” dedim, ne bir hareket, ne bir tebessüm, buz gibi bakmakta karşımdaki, canım sıkıldı… beğenmedim bu tipi. kalktım önce bi bira açtım, birkaç yudumdan sonra şınav çektim bolca, ardından terli vücudumu duşta serinlettim, çıkınca traş oldum çalan zaz – eblouie par la nuit eşliğinde. Read more…

dur

Bunu söylemek komik gelirdi eskiden, ama yalvarırım, zaman bir dur. Bi dur, bi dön bak arkana bi dinle beni bak sana pek söyleyeceklerim olmasa da, sen laf anlamasan da, anlatacaklarımla alıp vereceğim nefesler boğazımda düğüm olsa da bir anlamaya çalış, anlayamasan da bir sözlerime, hadi sözlerden geçtim gözlerime bak. Doldum bak… Zaman, bi dur, bi sakinleş. Nedir seni bu kadar kovalayan (inan ben değilim!). Benimkisi ancak peşinden ağlamak… (more…)

Anlamlı

Bir dolunay ilham oldu bana, bu da içindeki boşluğu dolmak bilmeyen, yani ay kadar olamayan insanoğluna ithaf olsun; olsun ki, dolmayan, doldurmaya yürek gerektiği için ve yüreksizliğimizden, yüreksizliğimizi itiraf etmeyelim en azından. Azı bile kalmadı artık, azılı katilleri olduk anılarımızın, ansızın yok olacağımızı bile bile, an’sız yaşadık. anılmayacak adlarımızın ardında, Read more…