Muz Cumhuriyeti: Bakan çok, Gören yok.

Muz Cumhuriyeti: Bakan Çok, Gören Yok

Muz Cumhuriyeti, kendi olay kurgularımı yazıp düşünce yetimi geliştirme çabamın sonucu uydurduğum hayali bir yerdir. Bu yazı Kanada hükümetini ve bakan listesini örneklemekte ve Muz Cumhuriyetine dair saptamalar / çözümlemeler üretmektedir. Dünya üzerindeki hiç bir legal / illegal devleti hedef almamaktadır. Benzerlikler tamamen rastlantısaldır.

Muz cumhuriyetince bakanlıklar mahallenin otoparkındaki tek kale maça adam seçer gibi seçilmekte. Onları o koltuklara oturtan “halk” adlı kitle ise seçimde oy kullandıktan sonra birkaç yıl internette problemlere dair ahkâm kesmekte. Sonraki seçim ise birisi çıkıp da “bre partiler, bakanlıklara kimleri yerleştireceksiniz? işi anlayan birisi var mı sizde ki size oy vereyim?” diye sormamakta. Eş-dost-komşu-akraba ilişkilerini güçlendirmek maksatlı verdiğiniz oyların bedelidir bu yaşanılanlar. Böyle de sürmeye devam edecek. Bu durumun Sağcısı Solcusu yoktur. Ruma dost olanı düşman olanı diye ayrım yapılması yoktur. Muz cumhuriyeti bakanlık koltuklarını işgal edenlerin isim listesi mevcuttur, eğer görevlendirildikleri alanlarda “yetkin” ve “etkin” bireyler değillerse, bunun adı “işgal”dir. Onların suçu “istifa” edecek gururlarının olmamasıdır. Esas suçlu ise, her seçim tekrar tekrar aynı döngünün içerisinde, hiç bir sorgulama yapmadan sırf ihtiyaçlarını torpil ile çözeceğine inandıkları için bu insanları seçen “halktır”. Seçim günü “seçmeye değer” bir aday listesi sunmuyor ise partiniz size, oy kullanmayın. Demokrasi başka türlü yürümez. Yıllardır yaşanılan bütün problemin özünü bilinçsiz seçmen ve işgalci bakanlar oluşturmaktadır.

Kanada Hükümeti

2015 Kanada Kabinesi

İnsanlık namına, şu fotoğraftaki “kabine” yetkililerinin yüzlerindeki gülümsemeye, gözlerinin içindeki pozitif enerjiye dikkat ediniz. Basit bir yapay zeka yazılımla bile tespit edilebilir belirginlikte. Bir de bu bireylerin görevlerine ve mesleklerine göz atalım:

  • Sağlık Bakanı bir doktor.
  • Ulaştırma Bakanı bir astronot.
  • Milli Savunma Bakanı bir Sih gazisi.
  • Gençlik Bakanı 45 yaşın altında.
  • Tarım Bakanı eski bir çiftçi.
  • Kamu Güvenliği ve Acil Durum Hazırlık Bakanı bir İzci.
  • Yenilik, Bilim ve Ekonomik Kalkınma Bakanı finansal bir analist.
  • Maliye Bakanı başarılı bir işadamı.
  • Adalet Bakanı bir kraliyet savcısı ve İlk Birleşmiş Milletler liderlerinden birisi.
  • Spor ve Engelli Bireyler Bakanı görme özürlü bir Paralimpnisten.
  • Balıkçılık ve Okyanus Bakanı, aynı anda Kanada Sahil Koruma görevlisi, bir İnuit.
  • Bilim Bakanı, doktoralı bir coğrafyacıdır.

Kabinede pek çok bilim adamı mevcut ve %50si kadınlardan oluşmakta. Kaynak: The Atlantic – 2015 Kanada Hükümeti

Bizim topraklarda “bakanlar” hiç bir problemi görmezler. Görmemek için pek bakmazlar aslında, bakamazlar. Yaptıkları aşikâr veya örtülü pek çok anlaşma / sözleşme / vaad gereği, makamlarının gerektirdiği şekilde “problemlere” değil, kendisinin ve çevresinin çıkarlarını nasıl koruyacaklarına bakarlar. Bunu yapmak için beş basamaklı rakamlarda maaş alırlar.

Yalan Beyan ve Cezası

Brezilyada suçlular ceza olarak aldıkları hapis sürecinde hapishanede kitap okuyup bu kitapların özetini yazdıklarında, her okudukları kitap için cezalarından 4 gün düşülmekte. Modern toplumların tartışmasız bir şekilde tamamı kitap okumanın faydalarından bahseder. Suçluların bile sadece hapis ile değil, kitap okuyarak daha “iyi” bireyler olabilecekleri sosyal deneyler ile kanıtlanmış durumda. Milli eğitim bakanlığı, öğretmenler için 30 film ve 30 kitap tavsiyesi yayınladı birkaç ay önce, hatta “Öğretmenlere Ödev” başlığı ile yayımlandı bu haber. Peki “bakan” olacak bireyin bir takım kitapları okumasının önemli ve gerekli olduğunu düşünmemiz / talep etmemiz doğru olmaz mı?

Örneğin “Sapiens” adlı kitap, insanlık tarihinin en başından başlayıp bütün kültürlerin / ideolojilerin / ekonomik sistemlerin / teknolojinin oluşum ve gelişim süreçlerini kısaca özetleyen 350 sayfalık bilimsel bir araştırmadır. Böyle konulara karşı “özel ilgi” duyması beklenen bir kitlenin, daha orta okul seviyesinde bir bilgi olan dünya saati uygulamasına bile haiz olmadan, ilk okul seviyesinde bir dil ile açıklama yapıyor olmasını “halk” hiç bir şekilde “normal” kabul etmemelidir. Bugün internetin sayesinde www.ted.com gibi oluşumlara ulaşabilmekteyiz. Bilim adamlarının / devlet yöneticilerinin / toplumun önde gelenlerinin kişisel çalışma ve çabalarını anlattıkları konferansların türkçe altyazılı lüksü ile sunulduğu bir siteden söz etmekteyim. Orada tartışılan konular ile bir süre aşina olduktan sonra, yaşanılan toplumdaki “önde gelenler” dinlenildiğinde, insan okuduğu gazetenin tarihin tozlu sayfalarında kayıda geçtiği gerçeğini bildikçe utanmaktadır.

Nasıl ki bireyler “yazdıkları” ve “söyledikleri” düşüncelerden mesul tutulup yargılanıyor, mikrofona konuşan veya açıklama yapan “opinion leader” konumundaki bireyler de söylediklerinden mesul tutulmalıdırlar. Eğer yanlış / yalan bir düşünce çerçevesinde argüman geliştirmekten çekinmiyorlarsa, “toplumu yalan bilgi ile kişisel çıkarlar uğruna yanıltmak” suçundan yargılanmalıdırlar. Halktan birey polise “yalan bilgi” verirse suçludur, ancak politikada halka karşı işlenen bu suç sıklıkla cezasız kalmaktadır. Bu cezasızlık bir takım yapıların kendi kendilerini koruma yöntemlerinden başka bir şey değildir.

Çözüm?

Seçmeyin. Partinizin seçim zamanı kapınızı çalmasını beklemeyin. İletişimin muazzamlaştığı şu dünyada devekuşu zihniyeti ile hareket etmeyin. Oy vermeyeceğinizi, %40-50 katılım ile seçilen kişileri seçilmiş kabul etmediğinizi bildirin. Bireysel değil, toplumsal problemlerinizi listeleyin, sonra da bu problemlerin çözülmesi için uğraşacak birisine oy vereceğinizi bildirin. Bakmayın bu konunun sağına soluna. Bölüne bölüne insanlığımızdan olduk efendim…

Benim özet listem:

  • Gece / Gündüz işleyen toplu taşıma sistemi oluşturulmalı.
  • Şehirler, yürüyen / bisiklet süren / toplu taşıma ile ulaşım sağlayan bireyler için tasarlanmalı. Otogaleri patronları için değil.
  • Yalan / yanlış bilgi beyanatı yaparak toplumun düşüncesini yönlendirmek zaten yasalarda suçtur, (uygulanmayan) cezalandırma uygulanmalıdır.
  • Hayvanlara karantina uygulamasının kaldırılmalı.
  • Restoranların yemek artıklarının hayvan barınaklarına ulaştırılması için sistem oluşturulmalı.
  • Şehir merkezlerindeki sokaklara sokak müzisyenleri için düzenleme yapılmalı.
  • Genel bir güneş enerjisi uygulama – destekleme sistemi kurulacak, devlet kendi elektriğini kendisi üretmeli.
  • Pul denen ilkel uygulama kaldırılmalı.
  • Alkol hiç bir suçun cezasında hafifletici etken olmamalı.
  • Kitap okumak sosyal düzenin pek çok noktasında ödüllendirilmeli.
  • Bileşik faiz kaldırılmalı ve yasaklanmalı.

Aslında bir yıl bile sürmeyecek reformsal uygulamalar ile elde edilebilecek güzel bir yaşamı bile “imkansız” olarak görüyor olan, şu yukarıdaki satırları bile “fütüristik” bulan her birey, sistemin tam istediği şekilde düşünüyor demektir. Ama asla unutulmamalıdır ki değişmeyen tek şey değişimdir, ve tarih dünyanın düz olduğunu iddia edenlerden ne kadar utanıyorsa, gelecekte de bugünki problemlere “bakan” kitleden de o kadar utanacaktır.

Not: Yazının başlığında kullanılan görsel, Hitler döneminde bir açılışta nazi selamı vermeyen tek kişi olarak ünlenen August Landmesser‘in fotoğrafı olarak bilinmektedir.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...