Tektaş Yüzük İstemeyen Kadın ve Yapay Kıtlık

Tektaş ve Yapay Kıtlık

Buldum ve evlendim o tektaş yüzük istemeyen kadın ile. Tektaş öte dursun, gelinliğini arkadaşından ödünç aldı, düğün günü saçına kendisi fön çekti ve yeter dedi (yetti de), makyajını kendisi yaptı, bir tek siyah eldiven istedi ekstradan, onu da 15 tl’ye aldık çarşıdan. Bütün bunlara para harcamayı saçmalığın dibi olarak görme yetisi, sosyologluğundan ve zihinsel kapasitesinin muhteşemliğinden geliyor. Soracaksınız “madem öyle neden düğün yaptınız hiç yapmayaydınız”, biz de öyle diyorduk, ama işte bir anne ricasıdır ki kırmayalım dedik… Masrafsız ve içtenlice bir güzellikle atlattık o olayları.

Tektaş ve Reklamcılık

Öte yandan, tektaş konusuna gelirsek, unutulmamalıdır ki evlenirken alınması şart olarak algılanan bu yüzük biçimi 125 yıllık insanlık ayıbıdır. Pırlantanın değeriymiş, elmas yıldızlardan gelmeymiş, sonsuzluk sembolüymüş, hepsi bir reklamcılık söylevidir, hepsi insanın aldatılmasının ve kendi kendisini aldatmasının bir tekrarıdır efendim. Reklamcıyım, oradan biliyorum. Çok sıradan olan ve gayet bollukla bulunan bu “elmas” taşını satan (ve yeterince satamayan) De Beers adlı elmas şirketi, N.W.Ayer adlı reklam şirketi ile anlaşma yapmak için kapısını çalıyor 1888’de.

Bu noktada N.W. Ayer‘i tanımak çok önemlidir, zira kapısını çalan müşterilerin büyük kısmının reklamdan öte bir “algı yönetme” durumuna ihtiyacı olduğu rahatlıkla gözlemlenir. Sigara markası Camel’in o dönem reklamlarında doktor görseli kullanıp “sigara sağlığa zararlı değildir” beyanlarını yazmak bu reklam şirketinin ürünüdür. Amerikan Ordusunun, insanları askere katılmaya ikna etmek için hazırlattığı reklam kampanyalarının altında da bu şirketin imzası mevcuttur.

Diamonds Are ForeverDe Beers ve N.W.Ayer arasında yapılan anlaşma sonucu yürütülen geniş çaplı kampanya’nın merkezinde elmas, “evlilik teklifi için olmazsa olmaz” şeklinde tanıtıldı, özendirildi, inandırıldı. Ayrıca elmasın çok nadir olduğu, birkaç aylık maaş’a bedel bir fiyatının olduğu da reklamlarda “gururla” ifade edildi. O zamandan beri insanlar ne kadar geri zekalı olduklarını kanıtlamak için bu sıradan taşı fahiş ne kadar fiyata aldıklarını açıklıyorlar efendim. “1870’de bol olan bu taş bugün niye kıt?” diye merak etmiş olabilirsiniz, elmas taşının “kıt” olduğunu nereden çıkartıyorsunuz ki? Size öyle söyleniyor, filmlerde, kitaplarda öyle yazılıyor, bu olaya da yapay kıtlık deniyor.

Yapak Kıtlık

Sakın bu olay hafife alınmasın, 1932-1933 yıllarında dönemin Sovyetler Birliğinin günümüz Ukrayna bölgesinde çiftçinin yaptığı greve karşılık devlet suni bir kıtlık ortamı yaratmış, “aç” insanların bölgeden ayrılmalarını engellemiş, olayı medyadan sansürleterek gündemden uzaklaştırmış, bu çerçevede iki yıl sürecinde 3 milyon ton tahıl ihracı yapan ülkede 8 milyon insan kıtlık olduğu inancı ile açlıktan ölmüştür (Ukraynanın dörtte biri). Bu şaka gibi gerçek olay Holodomor (Ukrayna dilinde “açlıktan öldürmek”) ismi ile tarihe geçmiştir, ancak ne yazık ki “işçinin grev hakkı”, “devletin baskısı”, “medya sansürü”, “agnotoloji” gibi konular ile doğrudan bağlantısı olduğu için bu olayların bugün bile çok konuşulması hoş karşılanmaz. Yapay kıtlık ise, günümüz ekonomik sisteminin olmazsa olmazıdır. Zira aslında günümüzde “kıt/nadir” olduğunu düşündüğümüz pek çok fahiş fiyatlı ürünün gerçek ederi o rakamlar değildir. Maliyetine mi yoksa kıtlık oranına mı fiyat biçiyor oluşumuz ayrı bir tartışma konusu iken, maliyet olarak da kıtlık olarak da yanılıyor oluşumuz aşikârdır.

Kendimce en absürd örnek ise, avrupada 4 milyon evsiz insan yaşıyorken, 11 milyon da boş/sahipsiz/satılmamış evin olmasıdır… Hani kapitalizmde fiyat “arz ve talebin görünmez el dengesi ile oluşur” derler, nerede o görünmez el? İşe gelmeyince oluşmaz, algı yönetilir… Oysa yıllardır anlamının bile “yanlış öğrenilmesi ve kelimenin kendisiniden korkulması” için devletlerin çaba sarf ettiği “anarşist” düşünce diyor ki, “bugün para sistemi olmasaydı, herkes çok zengin olurdu”. Sokakta yaşayan insanın, içi boş eve girmesini engelleyen sistem, neresinden baksan rezilliktir. Çözümsüzlüğe öyle bir alıştırılmış ki toplum, alternatif sistemleri tartışırken “onlar kağıt üzerinde iyi, uygulamada problemli” diyorlar. Kapitalizm uygulamada olduğu kadar kağıt üzerinde de kötü… Ve yenisini istemeyi “imkansız” görüyorlar. Savaş işte bu noktada başlamadan bitiyor…

Yine konudan saptım, özet: Evlendiğim kadını çok seviyorum.

gelen mesajlar üzerine ekleme not: hayır baldız yok. ve paylaşımlar için teşekkürler.

instela sözlük bünyesinde yer alan “tektaş yüzük istemeyen kadın” adlı başlığa yazdığım yazının gelişmiş halidir. Orjinali 1500 küsur defa paylaşılmış, web sitemde de bir kaydı dursun istedim. Vesile ile, instela davetiyesi isteyenler seslenebilir efendim. Son olarak, “Buldum ve evlendim o kadınla” ifadesi kadını metalaştırmak için değildir, femin konular değerlidir.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...