Transistor – Oyun İncelemesi

Super Giant Games‘in yaptığı Bastion adlı oyundan sonra, Transistor‘u oynamak bir farz olmuştu. Bulduğum ilk fırsatta başına oturup tek uyku molalı 2 oturum süresinde, toplamda 12 saatte Transistor’u bitirdim. Sonrasında da hatırı sayılır miktarda tekrarını oynayıp iyice inceleme yaptım, ve dedim ki, buna oyun demek akılı peynir ekmekle yemektir, ve ayrıca bunun hakkında mutlaka bir şeyler yazılıp çizilmelidir.

Transistor

Ana karakterimiz Red, şarkıcı bir bayan. Cloudbank’da yaşıyor, oyunumuz Female Protagonist formatında doğal olarak. Oyunun ilk sahnelerinde görüyoruz ki bir takım insanlar Red’i öldürmek isterken, ona doğru uçarak gelen kılıcın önüne bir erkek geçiyor, ve fakat bu eril arkadaş tam olarak ölemiyor, ruhu “Transistor” adlı kılıcın içinde kalıyor. Oyunumuz boyunca hikayeyi anlatmak, olayları yorumlamak bu kılıçda barınan arkadaşın ruhunun yorumlaması ve dillendirilişi ile bize aktarılıyor. Ana karakterimiz Red’in şarkıcı olmasına rağmen o güzel sesini tek bir defa bile duymuyoruz. Zira kendisi konuşmaya küs. Sadece oyun boyunca Tab tuşuna basılı tuttuğunuzda bütün tuşlar işlevini kaybediyor, ekran hafif soluyor ve nur iner gibi Red’in üzeri aydınlanıyor ve Red, o an çalan şarkıya muhteşem bir şekilde eşlik ediyor. Çok inceledim, tek vardığım çözüm, bütün parçaların bpm’ine göre 4-5 ayrı mırıldanma kaydetmiş olma ihtimalleri, zira mırıldanmaları parçalar ile muazzam uyumlu. Oyuna harika bir doku katmış durumda. Ve Red’in sessizliğine çok manidar bir anlam yüklemekte. Mırıldanmaları bu kadar muhteşemken, kim bilir konuşsa sesi ne kadar güzel gelecek.

Bu suskunluk beni nedense öyle bir etkiledi ki, Red’in Transistor’ün sorularına bile konuşmadan ATM Makinesinin konsoluna yazı yazarak cevap vermesi yüreğimi burktu. Özellikle belirli sahnelerde çalan Darren Korb abimizin bestelediği müzikler, zati Bastion hayranlarının çok iyi anlayabileceği gibi, yine OST olarak arabalarımızın CD’lerinde yer alacak, telefonlarımızın müzik/mp3 dosyalarına yerleşecek ve birkaç ay boyunca da kulağımıza neşe vermeye, oyun sırasındaki o duygusal sahneleri tekrar yaşamamıza sebeplenecektir. Zira oyunun OST cd’si, oyun çıkışının ilk 10 gününde 48.000 kopya satarak kendini ayrı bir şekilde kanıtladı.

Transistor

Grafiğe gelince, açıkçası odada bir fil varsa, önce bunu ifade etmek gerekir konseptinden yola çıkarak söylemek istiyorum ki, bu 12 saat boyunca ekrana baktığımız görselleri bir oyun motoru grafiği olarak değerlendirmek içime sinmiyor. Düpedüz sanat eseri icra edilmiş, pek çok mekân – animasyon – geçiş – hikâye anlatım videosu muazzam bir kaliteyle illüstrasyon olarak çizilmiş, renk cümbüşü insanı “yanlışlıkla mantar mı yedim” sorgusuna düşürmek için el ele vermiş, ama mide bulandırmamış, harmoniyi dehşet boyutlarda yorumlamış… Oyunun pek çok noktasında Transistor adlı kılıcın yerde sürünürken çıkardığı efektlerin nasıl bu kadar da mekân – zemin grafikleri uyum içerisinde gözükebildiğini, bu mekân renklerini konu – kurgu ile bu kadar orantılı hazırlamak için kaç psikoloğun danışmanlık yaptığını merak etmeden duramıyor insan… Ayrıca belirtmek isterim ki oyun grafikleri IGN tarafından 2014’ün En İyi Grafik/Sanat ödülüne laik görülmüş.

Konuya gelince, spolier verme korkumdan dolayı, sadece şunu ifade etmek istiyorum, oyun içerisinde özellikle Transistor’den gelen kısa kısa cümlelerin pek çoğundan, kola bacağa yazmalık dövme tadında ifadeler çıkar. Biraz dikkatli, hazmederek ve keyif alarak takip ederseniz, Process adlı olayı ve anakonuyu günümüz gerçekliği ile muazzam şekilde sembolik olarak eşleştirebilirsiniz. Zati konu derinliği olarak William Gibson’ın Neuromancer adlı romanına da atıf yaptığından dolayı, şahsi fikrimce konuşmalar – metinler ciddi bir inceleme / irdeleme hakeder nitelikte.

“Bak, her ne düşünüyorsan, bana bir iyilik yap, ve o düşüncenin gitmesine izin verme…” ~Transistor

Transistor

Oyunun 17 çeşit silahı mevcut. Herbirisinin bir diğeri ile “ekltisel” olarak etkisi farklı, ki her seçilen silah 2 farklı eklentiyi aynı anda alabiliyor. Her bir silahın karakterimiz üzerinde “pasif” olarak taşınmasındaki etkisi de farklı. Bu 17 Kartezyen çarpanı orantısı ile hesap yaptığınızda, oyunda birkaç kurcalama ve uğraşma ile tek bir atışta uzaktan 10 düşmanın size dost olmasından, 500 range içerisinde 3 ayrı kolda düşman karakterine şok dalgası verip hepsini geri tepip ardından aynen hepsini önünüze çekebileceğiniz bir silah yapmak da mümkün. Zaten silah isimleri Bounce(), Void(), Load(), Spark, Get(), Switch() gibi bütünüyle yazılım – programlama konuları ile aşina insanların çok manidar gülümsemesine sebep olacak formatta olduğundan dolayı, bir silahı aklınızda hayal edip kurgularken bile eylenebiliyorsunuz. Ayrıca belirtmek isterim ki, her bir silah, oyundaki bir karakterin “karakteristik özelliğine ithafen” mevcut, zira oyun da bunu kurgusuna çok güzel oturtmuş. Burada ayrıca bir taktir belirtmek istedim.

Ve oyunun savaş sistemi… Kardeşim zorlanmak da keyifli, ezici üstünlük sağlamak da. Çok fazla “yapay zekâ” ile iligli birşey yazamıyacağım, zira mâlum biçimde arena konseptli mekânlarda karşına çıkan düşmanları kesince ilerleyebiliyorsun. Ve ancak bir “savaş” başlangıcından bitişine böyle mi “satranç” hesabı adım sayılır… League of Legends gibi bir MMO’yu Transistor gibi Turn-Based yapan birileri olursa, zengin olur, benden söylemesi. Bazı kombinasyonları yaratmış olmanın verdiği haz bir yana, oyunun belirli yerlerinde karakterimizin yeteneklerine eşdeğer yeteneklere sahip düşmanlarla, karakterimizi yönettiğimiz gibi “sıra tabanlı komut verme” sistemi ile idare edilen düşmanlarla savaşırken aldığım zevk, şu kış gününde ayak parmaklarımın arasının terlemesine sebep oldu. Bu keyif, bu haz hiç bir şekilde ifade edilemez, oynanmadan idrak edilemez.

“Bunu yapan şeyi bulacağım ve onun kalbini kıracağım.” ~Red (klavyeden yazıyor)

Transistor

Tekrar oynanabilirlik konusunda eklemek istediğim detay bilgiler var. Evet oyunumuz kısa, 12 saatte bitirmiş olmama rağmen GameLengths.com/Transistor‘den baktığımızda insanların ortalama 8 saat 43 dakikada (En kısa 3:30 En uzun 21:00 saat) bitirmesi, oyunun gerçekten de kısa oluşunun net ifadesi. Ve ayrıca oyunun bittiği noktada, halen daha tam güç bir karakterden uzakta oluşunuz, insanda bir miktar “eksiklik” hissi uyandırsa da, oyunun baştan başladığı noktada hemen fark ediyorsunuz ki daha çok fazla eylenilecek şey var. Zira mevcut silahlarınızı 2. defa almak, silahları kendileri ile kombinleme olasılığını getiriyor ki, evet, o özellikler de farklı sonuçlar doğuruyor (: Peki o kadar güçlü halde oyunun başları sıkıcı değil mi? Değil. Zira oyunda Limit() şeklinde adlandırılmış olan ve genel olarak aşina olduğumuz “zorluğu arttır, şu kadar ekstra puan al” sistemi mevcut. Hem de açıkçası oyunun başından itibaren bölüm bölüm limitler açılıyor, ve o açıldığı anda limitler eşliğinde oynamak, pek de kolay olmuyor (niye 12 saat sürdü sanıyorsunuz).

Transistor

Uzun lafın kısası, 12 Saatlik süre içerisinde bitmek bilmez farklılık ve rengârenk dünyası ile sanat eseri şaheseri ile gözlerimi mutlu ettim. Hoş konulu bir film seyretmiş oldum, tatmin edici miktarda (ne az, ne fazla) metin okuyarak keyiflendim. 12 saatlik sürenin her bir dakikasını bal gibi tatlandıran müzikler dinledim. Tek bir dakikasında bile sıkılmadığım “çeşitlendirilmiş” satranç oynayarak zihnime antrenman yaptım. Bu kadar şeyi bir arada sunabilen bir yazılımın ancak ve ancak “oyun” ile mümkün olmasının verdiği mutluluğu cebime koyarak, Transistor adlı oyunu yukarıda yazdıklarımdan tek bir tanesinden bile keyif alıcak olan her bireye tavsiye ediyorum. Boşuna Ocak 2015 itibari ile 600,000 kopya satmadı bu oyun… Daha fazla okumak, görsel görüp video izleme isteyen arkadaşları aynen şu linkten Transistor – Steam Sayfası‘na alıyoruz.

Transistor

*İlk defa bir oyun incelemesi metni yazdım. Yorum yaparsanız sevinirim, kusurumuz var ise affola…