ıslandım

Aralık 24th, 2008 / No Comments » / by Baris Parlan

Yağmur yağıyordu, iki gündür bu şekildeydi hava ve sokaklar. Bir günü, seyrediyordum sadece, yağmur fark etmeksizin önceki 364 gün seyrettiğim gibi, sadece bakakalmışlıkla yetindim. Kimisi aşkını emanet ediyor yağmur damlalarına, kimisi can yakacakmış gibi kaçışıyordu ondan… Bense, hasretle bakıyor ve bakıyordum… Seyretmenin en durağan hali… Yağmurun birinci günüydü, 364 günün son günü… Bugün, yağmur sanki iki yaşında… Emekler gibi, patır patır düşüyordu. Sokaklardaydım. Saatler denince insan -ler ekine düşman kalıyor zamanla kol kola girip, dört saat boyu yürüdüm yağmurun altında. Şehrin sokakları ile hasret giderir mi insan? Yağmurla kol kola, diğer yanında yalnızlığın sıcaklığı parmak uçlarımda.

“Yalnız olduğumu hissettim, seni aradım… Yalnız olduğumu anladım…”

gibi satırlar karaladım, sonrasında ab-ı hayat’ı ne kadar sevdiğimin farkına vardım. Yani anlayacağınız; anlamayacağınız - anlamsız yazılar yazmaya başladığımın farkındalığını hissedince durdum ve gök kuşağını bileğime bağladım… bir yıllık kamuflaj prangasının çözümünden sonra, siyahlığımı gökkuşağı bileklikle mükafatlandırdım. Geçmiş ve geleceği düşünmüştüm o geçmiş zamanda, şimdiyse, boşluk… “Nasıl hissediyorsun?” diye sordu kaldırım taşları, “uçak kalkarken böyle insanın içi çözülür ya, öyle bişi” dedim, “oley, uçağa biniyoruz” dedi sokak lambaları. Sokak lambası hiç uçağa biner mi? Biner… Sokak lambasının kokusu insanın kazağına - dudağına bile siner.

Durdum düşündüm bir süre, yürürken de düşünebiliyorum aslında ama bu sefer durağan olmayı tercih ettim, ağır gelmeye başlayan yanlarım vardı kendime, gözyaşlarından bir makas yaptım, kırptım ağırlıklarımı, ıslandıkça acımadığını anladım, rahatladım.

“yağmurdan sandılar, aynadaki silüet sırılsıklam… oysa, bu kadar mı ağlanır be adam?”

her neyse, yağmur yağıyordu işte, ıslandım ben de…
hesap vermeden, adî adımda…
artık özgürüm, paylaşmak istedim…

in the rain photo by parejka

dört eylem

Aralık 22nd, 2008 / No Comments » / by Baris Parlan

Bir iyilik yapıyorum bu sefer, kimin için bilmiyorum, misâl ki kaldırımlar için, susuyorum. Su içince geçicek cinsten değil bu sefer, sessizliği içiyorum. Sözlerim, ithaf olundukları gözlere kağıt üzerinde, mürekkep lekeleriyle gittiler, göz yaşıyla ıslanıp dağıldılar. Bu seferlik paylaşmak istediklerimse, dört dostumdan kâh eski tozlu kâh yeni mutlu dört ayrı yazım, yazıt, yazı… Hepsinin derdi birbirinden farklı… Kulak verin hıçkırıklarına… Unutmadan, yağmur ve ney’e mâruz kaldım aynı anda, hayatta deri değiştiriyor, şafak 2…

Minel Garaib, hepimizin bildiği dolunayla, Montanada bakışıyor, bunu güncesinde içtenlikle anlatıyor.

Masalcı, hiç bir müneccimin bile hakkında konuşamayacağı bir Giz‘i, küllerin ve ölümün sessizliğine gömüyor.

Zemsiz, her ne kadar Zem’ini bulmuş bir Bizuh olsada, En nihayetinde bana adlı çığlığını “kendi yüreğine küsen fahişenin bacaklarından sızan…” olarak özetliyor…

Maça Kızı, renksizliğe tezat matemlere dair bir çok sorusunu diziyor Soru işareti başlığının altına…

Yazarlar

Kasım 15th, 2008 / 1 Comment » / by Baris Parlan

Yağmura adını sordum,
Kasım dedi…
Sustum.

İyi yazanı bilmem ben, iyi ile kötü arasındaki çizginin bulanıklığı algımın bozukluğundan mıdır onu da bilemem… İyi yazarlar değil, iyi ağlayanlar vardır benim lûgatımda, onlar hep dağlara kaçanlardır… Dağlardaki ormanlar, en iyi yazıları okuyanlardır, gece vakti dinlerseniz eğer, dinlemek erdemini hâlen barındırıyorsa ruhunuz, dalların arasına serpiştirilmiş yıldızlar vardır, iste yazarlar bilir ki en deli onlara yazılır… Çünki o yıldızlar düşe yazanlardır… Rüzgârdan kopuvermiş hassas bir efgalitto yaprağı gibi terk etmiştir bizi yüzyıllar öncesinden, ancak biz o an görür, o an öğreniriz veda ettiğini gökyüzüne… Ne acıdır az önce bakışırken o yıldızla, onun aslında gidiyor olduğunu veya aslında gitmiş olduğunu bilmemek, şu zaman ne gariptir ki, insana gerçeği gereğinden geç göstermektir işi…

Read more…

Tags: , , ,

Tapınak

Kasım 10th, 2008 / 1 Comment » / by Baris Parlan

Sitenin içine her ne kadar copy-right konusunda problem çıkarıp çıkarmayacağından emin olmasam da tümüyle paylaşmak istediğimden Tapınak adlı bir bölüm kurup orada üstâdlarımdan cümleler koydum… Tapınağın girişi sitenin en üstündeki menüde yer almakta. Şimdilik sadece Uğur Özakıncı’dan Yarın Çok Geç Olabilir Sevgilim adlı şiir dizisine ve Ümit Yaşar Oğuzcan’dan Sahibini Arayan Mektuplar adlı mektup dizisine yer veriyorum. İkiside ölümle yaşam arasındaki acıdan pay almış satırlar bütünü, uzunluklarına aldanmayıp okumanızı dilerim… Her iki yazınında çeşitli bölümlerini internetin orasından burasından parça parça bulmak mümkün olsa da, bütününü adam akıllı ortaya sunan yoktu… Artık oldu…

Read more…

Bir yazı yazacaktım

Ekim 27th, 2008 / 7 Comments » / by Baris Parlan

Alışmayasın dı bana, alışkanlığın olmayayımdı. Her sabah uyandığında yeniden aşık olasın, her gece yatarken yine vedalaşasındı benimle. Öyle bir sevmek ki bendeki, ve sen öyle pisdin ki, ayaklarının kokusu sendi mesela, ayaklarını öpmem o yüzdendi. Ve vedalaşmam işte bu yüzdendi… O gecenin adı flüt sesiydi, balkon yarına nazırdı ve ben işte o an sevmeye hazırdım. Sana akmalıydım ama nasıl? Ses ve nefes aynı anda yetişmişti imdâdıma… Ne çalmıştım, ne çalmıştım senden, bilemeyişlerimdi ve bilemeyişlerimizdi birbirimizi geceyi sevdiren. Duvarlardan sıkılmıştın ve bunu sana söylemek içini okumak olacaktı, kaçarken odadan dört değil beş duvardı geride bıraktığımız, beşincisi, aramızdakiydi… Çocuk parkında çocukça bakacaktın daha dünyaya, ben de çocuk bakar gibi bakacaktım sana. Öpücük Balığı anımsatacaktı seni bana, sen bana nice satırları anlatacaktır okurken seni anımsadığım, ve sana ulaşmanın yasak olduğu anlarda… Nicedir deniz kenarına gitmediğimizi fark etmemiz burkmasındı içimizi, zaten yeterince bükük tutuyordu ellerimiz ellerimizi. Sonra, sen kitap sayfası olacaktın, ben senin köşeni kıvırıp, satırlarının altını çizecektim, en güzeli de kimse ile paylaşmadığım tek kitap olarak kalacaktın… Yine de sahaflarda var olmayı daha bir başka sevecektin, hele bir kağıda yazı yazmaya göresin, kağıt sararacaktı efkârından… Demiştim ya, bir yazı yazacaktım, kimse sevemeyecekti, sırf içinde sen varsın diye, sevdirmeyecektim benden başka kimseye…

Read more…