yıl: ondört

Aile 2014

“Nice insanlarla tanıştım, nice dostluklar kuruldu, nice müzikli, alkollü, muhabbetli günler ve gecelerle süslendi geçmiş olan 365 gün. Ve fakat aralarında paçoz ruhlu bir kadın var ki, “Barış”ın dönüp kendisine bakabilmesine, sarılabilmesine, kendi yaşantısının aslında o kadar da “garip” olmadığını, ve her şeye rağmen “paylaşılmak istenebileceğini” anlamasını sağladı. İnsan, kendi içinde barındırdığı bu kadar çok mutluluk ve mutsuzluk kaynağına dokunabilen birisine karşı hissettiği duyguları nasıl ifade edebilir? Bilinmez…” Şeklinde bitirmiştim onüç’ü… Evet, onüç’ü yazarken, oniki’den ne kadar da farklı olduğunu, yaşadıklarımın nasıl da diğer bütün hayatlar gibi öngörülemez ve beklenti dışı olabileceğini anlamıştım. Zira çok zor olmadı hiç bir şey, neredeyse “ben yapmadım” bile denebilecek basitlikte aslında, elden tek gelen, hayatın bizlere getirdiklerine kapı, pencere, yürek ve kucak açmamız… Hayat dediğimiz zaten beklenmedik şeyler ve şaşkınlık yaratan olaylar silsilesi değil midir?

  • Evlendim. Hayır fazladan anlam yüklemeye gerek yok, kendi anlamı yeterince muazzam. Bir “aile” olduk, evimiz oldu, Kara ve Beyaz çocuklarımız oldular. Ve hayatın bu noktasından itibaren birbirimizin mutluluk ve mutsuzluk kaynaklarına dokunmaya, bulduğumuz halinden daha iyi – daha huzurlu insanlar olmak çabası ile birlikte yaşamaya söz verdik.
  • Dövme yaptırdım, bu sefer yüzük parmağıma. Yin Yang’ın bir yarısı. Öteki yarısı, yüreğimin öteki yarısında…
  • Abim Emrah Parlan’ı da evlendirdik. Az yaş farklı olmanın garip ortaklaşması gibi, her ne kadar ondan önce evlenmiş olsam da, askerlik gibi, üniversite gibi, aslında ortalama bir insanın hayatında şartları dahilinde yaşadığı pek çok “önemli” noktayı aynı dönemde yaptığımız gibi, evlenmek konseptlerini de aynı dönemlerde hayatlarımıza kattık.
  • Ailemize yeni bir birey daha katıldı. Adı Gıyç. Tatlı bir akşamın kalabalık sokağında ikamet eden kırçıllı kedi, sevecenlik ve oyunbazlık limitlerinin nasıl zorlanacağının ispatı olarak, ve eşime “dile benden ne dilersen” şeklinde ifade ettiğim vaadlerimin toplu kabulû ifadesi ile evimizdeki Kara ve Beyazı hayatlarından bezdirmeye hakkını kazanmış oldu. Şimdilik onların yanında hafif siklet, ama atik… Ve piç.
  • Doğu Akdeniz Üniversitesi – Görsel Sanatlar bölümünden Master mezunu oldum. Bir dönem ara verdim, ve İletişim Fakültesi bünyesinde Doktora eğitimi almaya başladım. Akademik kariyer üzerine kesin karar hayatın neresinde alınır, bilemiyorum. Ve fakat, bulunduğum konum, durum, beraberinde huzur veriyor, ki en önemli ölçüt bu değil midir ki? Gerçi bakmayın ahkâm kestiğime, çizgi çiziliyor, zaman geçiyor, yol yürünüyor…
  • Eşimin hayatıma kattığı milyon değer bir kenara, “akademi” hayatımda okuduklarım – öğrendiklerim üzerine kendisi ile yaptığımız konuşmalar (kendisi sosyolog), şimdiye kadar “okuyup” – “öğrenip” içimde yüreğimde biriktirdiğim pek çok bilgiyi nasıl kullanabileceğime dair bana ışık tuttu, yol gösterdi. Örneğin Nostradamus’un aslında “kahin” değil, sadece akıllı bir sosyolog olduğunu öğrendim, ve onun gibi okunması muazzam haz veren pek çok insan olduğunu…
  • Mutfağa girdim. Hayır şaka değil, balık yaptım misâl ızgarada, düz makarna – yumurta kırma devrini geride bıraktım, gerçekten “yemek” yaptım mâlum yardımlar / destekler sayesinde. Kimisi için çok sıradan olabilir… Eh, her bir şey herkes için aynı anlama gelmemeli zati, değil mi ama?
  • 3.000 Tweet biriktirdim. El mahkûm kısa kısa, çoğunluğu kendime, anlamları hep kendinde saklı, bazılarının anlamsızlığı daha baskın elbet, ama özette kayıt, dönüp bakmaya niyetlenilen anda kurtarıcı, anımsatıcı, gülümsetici…
  • Google’dan ilk mektubum geldi. 100.000 reklam gösterimi taktiri eşliğinde adresim onaylandı. Sadece bu değil aslında, “Online” dünyada keyif alarak yaptığım pek çok şeyin ekonomik karşılığı olduğunu fark ettim. Bunlar üzerine sistematik araştırmalara giriştim. Bir kısmının yanlış bilgi olduğunu anladım, ve fakat bir kısmının da gerçekten emek ve çaba gerektirerek gerçek anlamda işe yarar şeyler olabileceğini öğrendim. Özellikle ikibinonbeş yılının hatırı sayılır kısmını bu konular üzerine harcamaya karar verdim.
  • Linux Server kurmasını öğrendim. Şirketimizin harddiski yanınca yaşadığımız data kayıplarından ders çıkarmaya çaba sarf ettim, uzunca araştırdım, bol okudum, işin özünü kavramak için zaman ayırdım, ve işin sonunda bütünü ile shell üzerinden hükmedebildiğim bir unix server kurmayı başardım. Mac – PC – Linux sistemleri ile problemsiz – stabil dosya paylaşımı, bütün ofise Hotspot hizmeti gibi işleri komut satırından yapmış olmanın getirdiği mutlulukla, bütün bunların nasıl yapılacağını çok düzenli bir şekilde not tutup üşenmeden www.bparlan.com adresinde paylaştım, paylaşmaya devam ediyorum.
  • Bilimin bundan dile kolay 10 yıl öncesinde planını yapıp harekete geçerek uzaya gönderdiği Rosetta’nın, Phlea adlı kuyruklu yıldız ile buluşmasına ve onun üzerine konmasına sevindim. Mutlaka yüzlerce – binlerce daha bilimsel gelişme oldu, ama ben bunu kutladım, buna içtim. İnsanlar yılın ilk ayında yaptıkları planları yıl sonuna kadar tutamazken, birilerinin bir yerlerde 10 yıllık süreç sürdürdüklerini bilmek, mutlu etti, huzurlu kıldı. Planlamada sıkıntı yaşayan insanlara gelince, her yılın başında “neler yapacağınızı” bir kenara bırakın, “neler yaptınız” onları yazın diyorum ısrarla, geçmişini anlayan insan, çok daha rahat bakabiliyor geleceğine…
  • Sonuç olarak, okudum, yazdım, çizdim, piknik yaptım, arkadaşlarımla içtim, muhabbetleştim. Kendime doğru birkaç adım attım, atamadığım yerlerde kendimi daha rahat görebilmek için birkaç adım uzaklaştım, yılın son günü mavi renk gömlek giydim misâl, farklılıklara açık olmayı, hissiyatı “hissedebilmeyi”, içtenlikle sevmeyi, ve sevilmeyi yeniden öğrendim…

“Kalp, dokunulması ayıp bir yerdir… Ne de olsa yazmak, edepsizce öpmektir…”