yıl: oniki

Gökyüzü ve Ağaçlar

oniki adlı yazı, her yıl başında, önceki yıl boyu yaşadıklarıma dair bir “yıllık” yazmaya dair verdiğim kararın ilk uygulamasıdır. 2012 yılınıa ithafendir… Facebook’daki yazılarımı silmeden önce web siteme taşımaktayım, bu zamansız yazının paylaşımı bu yüzdendir. elbette ki onbeş yolda, çok yakında…

  • Görsel Sanatlar Bölümünde Master’a başvurum kabul edildi, hayatımda ilk defa 15 yıldır icra ettiğim mesleğime dair resmi bir eğitim alacağım.
  • Ortalama 6 yıl freelance olarak çalıştığım CypDes Factory – Alım Satım Dergisi şirketinde kalıcı olarak full-time iş başı yapmaya başladım. Bu da bir anlamda bunca yıllık freelance hayatın rafa kaldırılması ve çok daha “düzenli” bir hayata atılan adımın net ifadesi olarak kayıtlarıma geçmektedir. Bir yandan da Kıbrıs – Türkiye – Bütün Dünya çapında çalıştığım onca şirketten  “alacaklarını toplamaktan bıkıp” herşeyi siktir etmişliğin 3. turunda “freelance” konusunu bırakmış olmanın haklı sonuçlarını yaşamaktayım.
  • Steam – Kickstarter gibi sistemler sayesinde orjinal oyun, orjinal müzik gibi, üreticinin de ekonomik olarak gelir sağladığı bir kültürel düzeye adım attım. İç huzurun tanımı olarak söylenemese de, bir parçasının mutlaka buralardan geçtiğini ifade edebilmekteyim.
  • Pek çoğu için bir “milestone” olarak okumak “komik” duracak olsa da, bir iPad 3 aldım, bu ipad ile “digital illustration” dünyasına adım atmak, bunca yıldır ihtiyacım olan üretim sürecinde beni yeni bir boyuta aktardı. Sadece digital olarak değil, kağıt kalem ile olan iletişimimi de geliştirmesi, beklenmedik bir artı olarak dikkatimi çekmekte.
  • Aynı iPad sayesinde, iTunes University dünyasına adım attım, bunca yıldır kendimce takip ettiğim TED videoları ve kişisel araştırmaların, dünyanın bir yerlerinde “Online Sertifika” almayı hak etmeyi sağlayacak eğitim sistemlerinin parçaları olduğunu görmek, bu konulardaki parça parça olan bilgilerimi toparlayıp bir araya getirmemi sağladılar.
  • Yağmuralan Güncesi adlı kitap projemi baştan yazmamı gerektirecek kadar köklü, ancak umut dolu bir detayı yakaladım bir gün sokakta, gerekli notları tekrar toparladım, ve bir araya getirdim.
  • Fahişe Lehçesi adlı kitabımı baskıya hazırlama konusunda inanılmaz bir ilerleme / gelişme yaşadım, kitabın bütün bölümleri oluşturuldu, bütün yazılanlar ayrıldı, ve düzenlenme aşaması bitti.
  • Psycho kod adlı kitap fikrimin detayları derinleşti, geliştirildi.
  • Bir gün Cumhurbaşkanlığına adaylığımı koyacağım iddiam daha köklü bir hal aldı, her ne kadar “reis-i cumhur” olacağım demekten öte, sadece adaylığımı koyacağımı ifade etsem de, şimdiye kadar bu konuda kişisel çalışmalarımı tek bir dökümanda toparladım. Değişimin böyle bir seçimi kazanmak ile değil, sadece adaylığı koyup söylemek istediklerimi söylediğimde olacağım dipnotunu her daim düşmekteyim.
  • İnsanın yaşamındaki “ilişkileri”, “aşk”-“sevgili”-“arkadaş”-“dost” olarak bölme çabasında değişik algı boyutlarından geçtim, ve halen daha “bir yere varamamış” olsamda, süreçten memnun olduğumu fark ettim. Bir gün tanrı’nın bana “hayatına yeni insanlar katmalısın” cümlesi ile başladığı sadece daha netleşen süreç sonucunda hiç olmadığı kadar “yalnız” olsamda, bir başkasına duyduğum “ihtiyaç” hiç bu kadar azalmamıştı… Eskiden bana acı verenin “yalnızlık” değil, “kendime olan uzaklığım” imiş, evet bunu öğrendim.
  • 24 Hafta boyunca her çarşamba gecesi (3 fire ile) ard arda aynı sokakta insanlarla buluşup içtim (Street Gathering). Hayatımda bu kadar düzenli bir şekilde icra edebildiğim başka bir sosyal aktivitenin olmaması, bunu daha da “muazzam bir his” yapar mı, bilemiyorum, ancak kendi haline bile muhteşem…
  • Atılmış bir son dakika golü gibi gözüken davranış olarak, ortalama 300 metrekarelik bir yeraltı deposunu boşaltıp, temizleyip, içine aydınlatma ve ses koyup, 2012 bitmeden önce içine girip koltuklarında oturmuşluğum oldu… Süreç kesinlikle iki satır kadar kolay olmadı, ve bunu bilmek güzel. Çünki artık Sıcak, Kapalı, Müzikli, Devasa genişlikte, Bütünü ile bize ait bir yeraltı ambarının sahibiyim, dilediğim zaman içine girip dünyadan uzaklaşabileceğim.
  • Dünyanın “en pis” işlerini sırtladım sevgili dost Nuri Deniz Doğançay ile. Ve farkındayım ki, bu madde, o hariç hiç kimse tarafından tam olarak idrak edilemeyecektir.
  • Aşk’tan öte Alışkanlığa, Bağlılıktan çok “Bağımlılığa” evrilmiş bir hikâye olarak gördüğüm Su ile, resmi olarak 5 yılını aşmış olan ilişkimize bir nokta koyduk. Hiç bir şekilde hafife alınmaması gereken bir kamyon yükü anlamı içinde barındırır bu konu, 22 yaşında bir gençken elini tuttuğun kadını, 28 yaşına vardığında halen daha saçını çekerek sevgini ifade etmen gibi… Belirli bir uzunluktan sonra bükülen zaman algısı, insanın duyguları – olayları – kişileri ve davranışları da farklı algılayabilmesini sağlar… Bunları okumak asla anlamak değildir… Başka her şey olabilir, iznim var.
  • Bir oğlumuz oldu, sokakta bira içerken ilginç bir şekilde yürüyüp gelip kucağıma oturan kedi cinsi canlı, “kedi sahibini seçer” konseptini sürdürdüğü ve beni seçtiği için, geceleri üzerimde uyumak, stresli zamanlarımda lazer ışığını veya bir sineği yakalama çabaları ile kafamı dağıtmak, ve bilgisayar karşısında – ipad kullanırken – kitap okurken her türlü “aktivite objesi” ile arama girip “görüşümü” keserek onu sevmemi sağlamak şartlarını yerine getirerek, sınırsız Le Cat kuru maması, whiskas ıslak maması, her türlü tavuk – ciğer – balık organizasyonlarında %5’lik pay, evdeki bütün yatak ve koltuklarda sınırsız yatma hakkı kazanmış bulunmakta.
  • Port.Fm, 8Tracks, RadioParadise gibi siteler sayesinde radyo’nun mp3 arşivlerinden çok daha kıymetli olduğunu tekrar idrak ettim bu yıl.
  • Aşk’a olan inancımı kaybettim.
  • Hayalimdeki kadının, hayatımda sadece ben onu yazdıkça ve çizdikçe var olabileceğini öğrendim. Ve aynı şekilde, hayatımdaki kadınlarında, ben onlara dair yazıp çizdikçe, hayalimde kalabileceklerini… Ve “aşk”ın, bir bilmece, bir sır olduğunu. Kadın’a mı, yazma/çizme eylemine mi… Bilinmez.