Çok efkarlı bir şekilde yüksek sesle türkü söylüyorlardı, aslında kendileri bile bilmiyorlardı neden efkarlı olduklarını, onlar böyle yaşamaya alışmışlardı kısadan. Yinede anlam verememişlerdi yanlarından geçen adama, boydan boya takım elbise giymiş, yinede sırtında yırtık sökük bir asker çantası, gecenin o zifiriliğine inat delimidir nedir bir güneş gözlüğü gözlerinde ve ayakkabıları elinde sanki orda yokmuşcasına geçivermişti yanlarından, paçaları suyun içinde… Sonu görünmeyen bir sahilde, kendinden daha karanlık olmayan geceye…

“Kıyı boyu çıplak ayak yürüyorum, su ayaklarımı ıslatıyor tatlı tatlı, huzur, dinlenmek bu… uyku yalan. bunu yapmasam bu kadar güçlü olamazdım inan bana…”

Mesajı okuyunca tebessüm yayıldı kızın dudaklarına bir anda, “deli” diye düşünmüş olsa da aslında ne kadar da mantıklı bir şey yaptığını biliyordu. Gece, saçmalamazdı; olsa olsa delirirdi bağzı sabaha karşılarında. Söyleyecek çok şeyi vardı kızın elbet, ama bu söyleyeceklerinin sonu kelimelerle olmuyordu, o bakışları bekliyordu… Derken aklına geçmişten sızan birşeyler gelivermişti.

“Otur çimlere. Orda da Ceset var. Peki Nereye? Kaçma – ölüm her yerde. Kaçtığım yok. Ama ıslak, sulanıyor. Hayır Yağmur O. Değil. Gözyaşı? Tutmadı, Yatcam Ben. Ceset gibi mi? Bekler gibi birini… bekler gibi… ”

Hayat ne yaptığını unutmakla mükelleftir…

Sus oldu, puslu…