Anneler Günü

Anneme yazmıştım kelimeler ile ifade edilemeyecek kadar zor şartlar altında e-mail olarak. Sonrasında arayamadığımdandır maili okuyunca bütün gün ağladığını az önce öğrendim, sizlerle paylaşmak istedim ona yazdıklarımı… (Affet anne, dilerim özelliğini yitirmez) //Bir an söyleyeceklerimi unutuverdim. Bugün yanında olamadım ve hediye veremedim diye üzülme, biliyorsun dışarda olsaydım zaten hediye almazdım Devamı…

kısa

İntihar münhalleri ile başladım ben yazarlığa… Gerçekle yüzleş, yerden şemsiye yağar masum yağmur tanesinin üzerine… Acil durumda kırılan cam’bazın öyküsünü ıslıkla anlatmaya yetmez nefes, sigara kül’liyat… Dudaklarını aralamaz sandık’larım konuşmaya başlar, hançerim sırtımla sevişir. Her daim kanar damar…

Elim Gözüm Kan İçinde

Ova tavşanını kafese koyarsan, kahrından çatlarmış, öğrendiğimde içim titredi, yalnızlığım tuttu beni elimden, kırıldı umudum belinden. Ruh-u ispat maksatlı çabalarımın bir kısmı kendime kendimi anımsatma ihtiyacımdan, bunların harici ise geçmişin o kadar kolay geçmediğine dair yeni oluşan farkındalığımdan (bunu iyi düşünün, gerçekten geçmiyor). Bilmediğim dillerde rüyalar görüyorum, bu yüzden mi Devamı…

Sancı Aksanında

Her doğum bir masala benzer, sancı aksanında… Bu ben değilim. Eski senaryoyu oynamıyorum, küllerimden doğmuyor – içimdeki çocuğu artık boğmuyorum. Barıştım kendisiyle ve artık çevreme onun gözleriyle bakıyorum. Meğer çocuk sizmişsiniz, hatta hayatın yalnızlık kokulu gerçeklerine daha doğmamışsınız. Gözlerinizden bunu anlıyorum, iyi okuyun gözlerimi, onlar ruhsuz sözlerinize benden tek yorum! Devamı…

Çığlık

Şimdi bi çığlık atcam bileklerim üzüntüden kanıycak, çok dertli olduğumdan değil ki belkide esas derdim bu. Yaşam kavgamın ciddiyetinden kopardılar beni ve maskelerle dolu bir oyunun ortasında derdim varmış gibi yapmamı beklediler, bekliyorlar, bekleyecekler… Kendimle fısıldaştıkça anladım sesimin değerini, suskunluğum onlara inat, okumam kontrol altında yazmamsa kökten yasak. Oysa ele Devamı…

Katli Vacip

Bileklerim çizik, kalbim yazar, kesildi o dalgalanan saçlar, yeter artık esmesin bu dondurucu rüzgâr, buralarda düşünmeye çok vaktim var, bil ki halimi ancak kayan yıldızlar anlar. yaşamak basitçe uçurumdan dişmektir, anladım ki hayatın zemini pek derindir. Aklımda sorular var: mesela martılar nasıl ağlar? ıslanan ruhumun kefenimi? söz kursakta kalırda duygu Devamı…

Gibi

Bugün arabaya binince kalbim hızlı atmaya başladı, bir heyecan, hıçkırık gibi ağzımdan çıktı çıkıcak, gülümseme yapıyor, o da kaşınmak gibi bişi işte. Sanki zıplamam gerekiyor, nedensiz bir neşe, nedeni belli ama ifade edememek, bu da yazamamak gibi bir şey. Yada çizememek, gerçi çizememek pek bir karanlığa benzer, ama onun resmi Devamı…

Ufak

Bu saatlerde radyonun eşlik etmek için kulaklarımıza karıştırdığı şarkılar sanki bir dostlar geçidi oluverdi, her birinde ayrı bir telefona sarılma isteği, beni arayanlarla bile konuşacak vaktimin olmamasından dolayı daha bir ağırlaştırdı o duyguyu. Ayna, Merhaba, Yağmur, Papatya, İki Yol, Caddeler, Mumlar diye akar dostlarımın anlayacağı dilden nameler… Artık bu bahaneler Devamı…

Bu sefer değil…

Hayır dostum… Bu sefer değil… Hayatımın terk etme payını yeşile boyuyorum, ve aklıma geliyorsun elbise dolabının içinde orman yürüyüşü yaparkenki halinle dostum. “Neden kimse anlamıyor senibenibizi?” sorgusu artık bir hastalığın özeti oluyor ve ben halen bu cümlenin altını kırmızı kalemle çizmek isterken buluyorum çaresizliğimin tasvirini. Kısa kesmek için çaba göstermeyeceğim Devamı…

Ben yolcuyum, yol satarım

Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu… Beyaz birinci oldu, siyah ağladı ardından, Öptü onu mor, kırmızı dudaklarından… İçinde mantar yüzen şarap şişesi, dibine kadar yaşamayı zorunlu kılmanın simgesi olarak kazındı zihnime kumsal kenarında… Saklanamayacak – sabaha ekşiyecek olan duyguları ne kadar tüketebilirsek tüketmeliydik her an, biz bunun farkına varamadıkça tükeniyorduk kendi Devamı…