ayna

oturdum ayna karşısına, biraz kendime bakmaya. “merhaba” dedim, ne bir hareket, ne bir tebessüm, buz gibi bakmakta karşımdaki, canım sıkıldı… beğenmedim bu tipi. kalktım önce bi bira açtım, birkaç yudumdan sonra şınav çektim bolca, ardından terli vücudumu duşta serinlettim, çıkınca traş oldum çalan zaz – eblouie par la nuit eşliğinde. Devamı…

Mektup

Aylardır yağmur yağmıyor, umudumu yitirdim anlayacağın. Sık sık düşemiyorum yollara Yasak Tek yapabildiğim, yıldızlarla kaymaca oynamak. Onlar çok. Ben tek. Bağzı zaman oluyor ki yoruluyorum, duruyorum. Su içmek iyi geliyor. Bugün bir arıyla konuşurken yakalandım. Rahatım ama, arı kaçmayı başardı. Burda asfalt çok pis, toprak yolları özledim. Yağmur yağsa asfalt Devamı…

Masalcı

Geçmişte bir Eşkiya… Yüreklerde Baba… Ey İbrahim Ağa… Hiç sızlanmayan, hep şükretmesini başaran sen, çatlamış toprağa bile çekinmezdin umudunu serpmeye. “Aman iyi ol iyi…” derdin her birimize. Öksürüğünle duydu dünya alem seni 30 yıl boyunca, ve hayır dualarınla. İyi niyetine, hoşgörüne yanaşacak bir başka kalp atmadı bu diyarda. “Allah’da bana Devamı…

kısa

İntihar münhalleri ile başladım ben yazarlığa… Gerçekle yüzleş, yerden şemsiye yağar masum yağmur tanesinin üzerine… Acil durumda kırılan cam’bazın öyküsünü ıslıkla anlatmaya yetmez nefes, sigara kül’liyat… Dudaklarını aralamaz sandık’larım konuşmaya başlar, hançerim sırtımla sevişir. Her daim kanar damar…

Sancı Aksanında

Her doğum bir masala benzer, sancı aksanında… Bu ben değilim. Eski senaryoyu oynamıyorum, küllerimden doğmuyor – içimdeki çocuğu artık boğmuyorum. Barıştım kendisiyle ve artık çevreme onun gözleriyle bakıyorum. Meğer çocuk sizmişsiniz, hatta hayatın yalnızlık kokulu gerçeklerine daha doğmamışsınız. Gözlerinizden bunu anlıyorum, iyi okuyun gözlerimi, onlar ruhsuz sözlerinize benden tek yorum! Devamı…

Çığlık

Şimdi bi çığlık atcam bileklerim üzüntüden kanıycak, çok dertli olduğumdan değil ki belkide esas derdim bu. Yaşam kavgamın ciddiyetinden kopardılar beni ve maskelerle dolu bir oyunun ortasında derdim varmış gibi yapmamı beklediler, bekliyorlar, bekleyecekler… Kendimle fısıldaştıkça anladım sesimin değerini, suskunluğum onlara inat, okumam kontrol altında yazmamsa kökten yasak. Oysa ele Devamı…

Ruhu Loş’a

Benim için sanat ikiye ayrılırdı, birincisi o bilinmeyen ölüm anı, ikincisi ise hayatın uçurumlarıydı. Aşk ise bu ikisini aynı anda yaşamaktı. Anladım ki tutku denilen nefes alma hakkı, uçurumun dibindeki şuursuz saatlerde saklı. Barışın aklı sudaki dolunay gibi aktı, yansıma yolları çıkış sandı, kendini attı. Bir paylaşım kandırmacası, “ekmeği siktir Devamı…

Ufak

Bu saatlerde radyonun eşlik etmek için kulaklarımıza karıştırdığı şarkılar sanki bir dostlar geçidi oluverdi, her birinde ayrı bir telefona sarılma isteği, beni arayanlarla bile konuşacak vaktimin olmamasından dolayı daha bir ağırlaştırdı o duyguyu. Ayna, Merhaba, Yağmur, Papatya, İki Yol, Caddeler, Mumlar diye akar dostlarımın anlayacağı dilden nameler… Artık bu bahaneler Devamı…

Uysal Yankılarım

Uslansada yalnızlığım, senin yanında Uzlaşamadım yalnızlığımla senin ardında Uyuyabilirdim yalnızca senin bakışlarında Uğurlandım yalnızlığa senin kaçışlarında Utanırdım yalın yalın senin yatışlarında Eskiciden: “Önce kadın terkı etti yatağı…” Sokaklarına başı boş bira şişelerinin peydahlandığı Huzurlu liman yolunun sabah kıyısında Dikizlerseniz otel kapılarını paspas misâli Sanki gururunun bir parçasını daha emanet edip Devamı…