Bir dolunay ilham oldu bana, bu da içindeki boşluğu dolmak bilmeyen, yani ay kadar olamayan insanoğluna ithaf olsun; olsun ki, dolmayan, doldurmaya yürek gerektiği için ve yüreksizliğimizden, yüreksizliğimizi itiraf etmeyelim en azından. Azı bile kalmadı artık, azılı katilleri olduk anılarımızın, ansızın yok olacağımızı bile bile, an’sız yaşadık. anılmayacak adlarımızın ardında, anlamsızca kazınırken tek mülkümüz iki metre çukur başına dikilen mezar taşlarımıza, kursağımızda kalacak son nefesin hesabını yaparak harcadık her an son olabilecek nefeslerimizi. İlk nefesi dokuz ay bekleyen bizler, sonuncuyu kaç yılda kabulleneceğiz? Bilmeye gönüllü yok, çünki üşüyoruz hepimiz. Çıplaklığımızdan…

Bir yanılsama, ilüzyon, hayat dediğin ışık oyunu, bunu anlamalı, yok “hayatın anlamı”. Hac dediğin her dinde vardır, “yol” demektir, ruhsal bir evredir. Keşiş mi dersin bilinmez / ilgilenilmez kişi olur insan ve uzunca yolda aylarca yürür, nice farklı hayatlar görür. Deneyim en güzel öğretmendir hani, acımaz çünki öğrenciye, not vermez, kanaat getirmez, öğrenci aldığıyla büyür, kalmak – geçmek yoktur, idrak vardır. Maksat gidilecek yer değildir, gitmektir. Dedim ya, Hac dediğin, yoldur, ders yolun kendisidir, yürünecektir, yürümeye devam edebilmektir, yürümeyi istemektir.

En kıymetli olgu zaman değildir, birkaç saniye bozuyor bütün dengeleri. Hadi söyle, neyle doldurmak isterdin o saniyeleri? Var mısın maskelerini çıkartıp kendine itiraf etmeye? Neyi feda ettin hayatında? Bunu söylemek zorsa, durmalısın, kendine bakmalı ve kendinle konuşmaya başlamalısın. Feda ettiğimiz kadar var edebiliriz yaşamaktan “mutlu” olduğumuz an’ları. Yürüdüğümüz bu zamanda, Hac mutlu olmayı öğretir an’larda. Huzur, şükretmektir bir anlamda. An’lamlı kıldıkça hayatı, anlamlı hayat yaşamış olur insan, işte bu yüzden hayatın anlamı, küçücük bir kelime oyununda saklıdır, “Anlamlı Hayat” yaşamaktır…

Ciddi kararlarımızı sonraya atıyoruz (şu andan bile korkuyoruz), ciddiyetsiz yaşıyoruz. Yarın yaşayacağımızı kimse garanti etmiyor / edemiyor. Biliyoruz. İşte bu yüzden, kendimizi anlayamıyoruz. Bu kadar ciddiyetsizce, bizler neye, hangi güce güveniyoruz? Neden kendimize güvenmiyoruz, güvenemiyoruz? Güzel an’lar, kararlardan sonra geliyorsa, neden sadece karalıyoruz? Harf hatası yapıyoruz, hata olarak kalıyoruz. Ya sonra? Hatalarımıza ağlıyoruz. Hadi artık, başbaşasın kendinle, kendini kandırmayı başarmak, başarmak değildir. Çıkart maskelerini, ıslanmasınlar, ağlıyorsun. Bugün ağlamadığın için gülümseyebiliyorsan, yarın bugüne ağlamaya başlayacaksın…

Bizi hüzünlendiren, sevindiren, yutkunmamızı sağlayan şiirleri okuyup şarkıları dinliyor, eşlik ediyoruz onlara. Hepsini hemen yaşıyor ve tüketiyoruz, çünki bunu yapmak çok kolay. Peki ya kendini bilmez bir densiz hayatlarımızı sorgulamamızı söylediğinde, neden en azından bunu yapmaya bile yüreğimiz olmadığını kendimize söyleyemiyoruz? Zor’mu geliyor? Söyledim ya, yarın, bugüne ağlamaya başlayacaksın, çünki bu yazıyı unutacaksın.

Unutmak zorunda olduğunu düşünmüyorsan şu anda, anlatmak istediklerimin saçma olduğu kanısına varmışsın demektir. Ayna’da kusur arama, yanında birisi mi var? Kendinle başbaşayken bile, yalnız olmadığını hissettikten sonra, sevdiklerine ne kadar dostça bakabilirsin ki daha fazla? Fazlası zarar… Bakma. Çünki yalnız kalmalısın.

Yalnız kaldığında ağlayacaksın, ama yeniden ayağa kalkabilmek için, “dünde yalnızdın”, anlamalısın. Bundan da huzuru çıkarabilir insan, mutlu olmalısın. Çünki yolun ilk kuralıdır bu, yol yalnız yürünür, An’lamalısın…

“Anlamlı Hayat”, sonuçlarına katlanabileceğin kararlarının ardında, bırak karalamayı, nedenleri aramayı, yola çıkmalısın, yaşamalısın… Belki de sadece o zaman, anlayacaksın…

Müneccim değilim, ama beş mart gecesi, burada anlatmak istediklerimi içtenlikle anlayanlar, hüzünlü bir rüyadan uyandılar, bunu biliyorum… siz de düşünün, anımsayacaksınız…

Kategoriler: Yazılarım

Barış Parlan

I'm an earthling called Barış Parlan. a graphic designer & information technology specialist living in Cyprus. nerd, digital storyteller. doing phd about serious games and cross-reality. fan of photography, science, futurism, cyberpunk. interested in critical theory. practicing anarchism and atheism. polyamorous sapiosexual.

0 yorum

Yorum Yaz

Anlamlı

Okuma süresi: 3 min
0