Hayır dostum…
Bu sefer değil…

Hayatımın terk etme payını yeşile boyuyorum, ve aklıma geliyorsun elbise dolabının içinde orman yürüyüşü yaparkenki halinle dostum. “Neden kimse anlamıyor senibenibizi?” sorgusu artık bir hastalığın özeti oluyor ve ben halen bu cümlenin altını kırmızı kalemle çizmek isterken buluyorum çaresizliğimin tasvirini.

Kısa kesmek için çaba göstermeyeceğim bu sefer cümlelerimi lâkin o kelimeye karşı nefret oluştu içimde saçlarımdan dolayı. Çok sızlanan bir dostum oldu ki ona su dökenin azlığı iç karartıcı, söylemek isterdim bu şehrin dar sokaklarına sıkışmanın acısının iki dünya arasında ezilmenin ağırlına oranla elma şekeri tadında kaldığını. Aşka olan inancını kaybettiği için mevcudiyetteki bütün mecbualara “hükümsüzdür” ilânı veren dostumda bilir bunun kısmî bir cinayet olduğunu, yinede yaparız, biz böyle yaşarız. Başka türlü yaşatmadılar çünki, yaşattırmadılar…
Uzaklardaki canım, yakında olup da sarılamadıklarım, sık sık kan dökülen dudaklarıma endişeleniyorsunuz biliyorum, ama affedin, her daim kötü günlerde birbirimizin yanında olupda iyi günlerin sadece hayalini kurabilmek hepimizin kaderi değil mi zati? Sözlükteki bütün kelimeler, bu isyanım tekmilinize…

Küçük bir not var odamda tükenmiş mumun dibinde kurşun kalemle yazılmış, yazının acemiliğinden anlıyorum aslında kimin yazdığını:

“İlgi görmek isteyip de söyleyemediği için herkesden uzaklarda oturan küçük çocuklar misâli küsüyorum sana… Ve bunu söylemiş olmama rağmen gözyaşlarımı toplamadan gidiyorum senden uzaklara inatla…
Ardımda hiç bir krater kalmayacağını bilmek incitmiyor onurumu, farkındayım o kadar büyük olamadım bakışlarında… Bir keresinde bana sormuştu ya neden bu kadar silinmek istediğimi, bu sefer ilgiye olan ihtiyacımdan değil… İnan bu sefer değil…”

“Biliyorum” kelimesi titredi dudaklarımda… Anladım ki nicedir öldüğünü sandığım içimdeki çocuk dün terk etmiş beni… Artık tümüyle yalnızım…

Eskici dükkanı odamdaki en tozlu defterlerden birisi olan sen, bu üç noktayı yan yana koymamdan nefret ederdin, hadi kolaysa bu cümlelerin sonunu sen getir…

Yalnız çocuğun kalbinin siyah yanı…


Barış Parlan

I'm an earthling called Barış Parlan. a graphic designer & information technology specialist living in Cyprus. nerd, digital storyteller. doing phd about serious games and cross-reality. fan of photography, science, futurism, cyberpunk. interested in critical theory. practicing anarchism and atheism. polyamorous sapiosexual.

5 yorum

naci · 2007-12-14 20:54 tarihinde

aslında senin benim gibi adamlar kafamızda tasarladığımız ve çoğu kimsenin farkına bile varmadığı bir intiharı gün ve gün yaşıyoruz seni yazıların dışında hiç tanımıyorum ama uzaklarda bi arkadaşım olduğunu biliyorum ve sabırla yeni yazılarını bekliyorum sevgiler

mi_atze · 2007-12-15 00:15 tarihinde

aslında sana bir iş teklif edecektim ama bilemedim …

Siyah · 2007-12-15 12:54 tarihinde

naci – tek farkında olduğum benden bir nesil büyük olman, ancak saygım bundan ötürü değil, çok daha derin bir şey…

mi – şu teklifi bir email olarak sorsan? bilinmemezlik kötü durur kalpte, yer verme (:

zemsiz · 2007-12-15 21:51 tarihinde

Hayatın ücra bir köşesinde, en yalnız dala asılan umut gibidir yaşıyor olmanın farkına varmak. Sallandıkça hatırlarsın yeni yetme delikanlılığını, salıncaklarda ve sallandıkça unutursun erişkin bedenini, fırtına diyarlarda. İkisi de ayrı bir umuttur yalnızlığa,.. umuttur çünkü; yalnızlık perişan kelimelerin senfonisidir, hayata zeytin dalıyla bağlanan.

Siyah · 2007-12-16 04:00 tarihinde

Zemsiz – en yakın zamanda sözünü ettiğin perişan kelimelerin senfonisine içeceğim seni anımsayarak… hayatıma tasvirlerle anlamlar yüklüyorsun, bu beni kelimelere bağlıyor…

Yorum Yaz

Bu sefer değil…

Okuma süresi: 2 min
5