Tuzlu su emmiş sözlerim adada yaşadığımdandır, dört yanım hırçın, bakışın hırçın kıran. Kumsallar gibi alıştık dövülmeye dalgalar tarafından, balıkçı yanımız keserdi denizin çarşaf güzelliğini, dinginliğine aldırmadan olur olmaz saatlerde örtünürdü deliliklerimiz onunla, kıskandığından herhalde kıpraşırdı ışıl ışıl, bana garezi bu yüzdendir. Gözlerime de sızmış biraz bu denizin tuzu, pusu, geceler sağolsun. Sen kurardın hep “yüklemi uçurum, öznesi almış başını gitmiş” cümleleri, sanki sesini kaydetmeyi denesem, kaybedecektin nefesini. Bozgun cümlelerim çoktan bırakmış seninle savaşı, azâd ediyorum bütün benden gidişlerini, kendinden geçişlerini, bizde bekleyişlerini.

Ölüm ki varacağımız tek nokta önünde sonunda, bunu düşünür dururdum çıkılan her yolda. Beni hep toplu mezarlara göm isterdim ya, yalnız kalmaktan korktuğumdandı, yanımda çoktan kaybetmişler güruhu olsundu. Cümlemin dibi kuytu… Canım yanıcı madde, sen benden kibrit istiyorsun her seferinde, sigara için değer mi be kız, söylesene. Aradığın yanık kokusu senden gelmekte ki farkında olmayan bir sen kaldın, bak artık derinlerine, ortalık kül duman, deniz kıyısındaymış gibi ellerini ısıtıyor çocukluğum bu ateşte, fon müziğimiz kıvılcım ve kozalak çıtırtıları, kalp atışı ritminde, atış serbest, gülümse. N’olursun içindeki yangından beni hiç kurtarma, bırak yanayım, is kalayım, pislet ellerini benimle, kirlet artık sen de beyaz sayfaları, acıma kelimelere, ben ha ağaca asılmışım ha sana, ikisi de ölmek değil mi? Susama… Söner ateş. Susma, hayat dinlenecek bir şiir değil ki, ne ölçüsü var ne kafiyesi, duymuyor musun suskunlar keşişi nasıl da ağlıyor meydanlarda avaz avaz. Görüyorsun ya, tam sen kalkıyordun misafir misâli, gözlerime kan oturmaya geldi, sözlerim döküldü ardından su gibi, yankılandı içimde eli bıçaklı kapı sesi. Sonrası mı? Acıdı… Uğruna acımak ne güzeldi… Körpe hayatı baştan çıkarttı avucumdaki suskunluk, alkol böyle bir şey olsa gerek, büyü gibi, ama hep hüzünlü dibi. Başım dönüyor diye gülme, dünya benden bin beter durumda, bunu sakın unutma. Duyduklarından mı korktun şimdiye kadar yoksa duyamadıklarından mı? Bunu da sen sorgula.

Ç’nin çengeli takıldı dudağıma tam seni anarken,
Kanıyor halâ…
Anlayacağın varsa, balık gibi tutuldum sana,
Çırpınıyorum avuçlarında…

*“eve gidicem, ellerimi geceye sarkıtıcam,
Yalnızlığa söz bulucam.
Hayallerim, umutlarım da var:
Büyüyünce ölü olucam”

*Hassas Ruhlar Terazisi – Cem Mumcu


Barış Parlan

I'm an earthling called Barış Parlan. a graphic designer & information technology specialist living in Cyprus. nerd, digital storyteller. doing phd about serious games and cross-reality. fan of photography, science, futurism, cyberpunk. interested in critical theory. practicing anarchism and atheism. polyamorous sapiosexual.

2 yorum

mi · 2008-05-12 22:07 tarihinde

daha fazla bağaramazdın herhalde…

çağlasu · 2008-05-15 15:56 tarihinde

kalp atışı anlatır herşeyi, yeterli diyordum ki; ruhum uyuyakalmış kanrevan bir diyarda, kuyu dibi kabus ritminde sayıklamış uyanasıya. “daltoon pabucu yarım, çık dışarıya oynayalım, ne olur çık artık, çok yalnızmışsın”, işitmişsin ıssızlık sesini, kalabalık yalnızlığın sessizliğini işitebilmen gibi…”kabuslarınızı kendinize saklayınız lütfen” diye öğütleyen kabus içi sesi, ücrada çektiğin o ana rahmi dalgalarının yalnızlık fotoğrafıyla yok etmişsin ki, başucuma koyduğunda kabus bitti.
kalp atışı anlatır herşeyi, yeterli… dinlemeye geldim ben de en nihayetinde, sen kokan kuytulara…

Yorum Yaz

Canım Yanıcı Madde

Okuma süresi: 2 min
2