Kanayan bileklere ithaf olunur…

Eğer yalnızlığın özeti diye bildiğiniz şey bir başınıza içtiğiniz sigara ise kış akşamları buz soğuğu arka sokak balkonlarında, siz gittikten sonra tablanın içinde sabaha karşı rüzgârdan savrulan küllerin bile terk ettiği yağmurda boğulan izmaritleriyizdir bizler hayatın. Aslında bırakıldığımız yerin adı kültablasıdır ve bu mekânın adında bile bizlere yer yoktur. En yıkılmış karakter bile filmlerde sigara yakarak bir başlangıcı simgeler bu bağlamda ve çoğunda da ayaklar altında terk ederiz zaten kendi kendimizi yakmaktan başka anlamı olmayan hayatlarımızı.

Kaldırım kenarında biriken kuru yapraklar bile onlara ilişen rüzgâra karşı hışırtı, üzerinden geçen insanlara çıtırtı yolu ile bir fiil tepki göstermektedir, bu ölüm nidasının sebebi o yaprakların kaldırım kenarlarına olan tutkusundan mıdır yoksa onlar çoktan yaşamı terk etmişmidirler bilinmez elbet… Ancak bizler bu hayatta tek bir şey öğrendiysek eğer, o da kaldırım kenarlarına olan sevgimiz ile hiç bir yaprağın veya yağmur akıntısının aşık atamayacağıdır. Farz-ı misâl bir fırtına kopuverse gözlerimizde, sonumuz kaldırım kenarlarıdır bizlerin. Bizler için yaşama dair tutku olarak adledilecek tek bir şey bile var olamayacak olsa da lugâtınızda, o ifadesi mümkün olmayan hissi verdiklerindendir ki kıyılar, sınırlar, eşikler ve kenarlar kendimizi bulduğumuz yerlerdir. Elbette sıklıkla güne gecenin eşiğinde başlar, dış dünya ile iletişim kurma amaçlı cümlelerimizi kıyıdan kıyıdan geçeriz. Sınırların öte tarafında olmamız ne farklılığımızın popülist ifadesidir ne de cesaretimizin ruhumuzu ifşâsı… Biz sınırların öte tarafındaysak eğer, bunun tek sorumlusu bizi sınır dışı edenler, kendilerinin asla dibine kadar yaşayamayacakları duyguları sırf dipte doğduğumuz için bize de yaşatmayanlar, bizleri göç ettirenlerdir. Varlığımızla onların yokluğu başlayacakmış gibi, yokluğumuzdan istifade var olma taklitlerindeler. Bizlerle birlikte, onların da ve belki sizlerin de anlamı terk-î diyâr eylemekte, hisseden eksik, ne üzücü.

En büyük yaşam deneyimimizdir intihar. Hiç kimse hayattaki deneyimsizliğimize ahkâm kesememekte bu yüzden. Çoktan tüketmişizdir sevinci de, göz yaşını da… Sıkılarak duraklarda veda otobüsü bekleyeceğimize onlar gibi, bir jilet boyu koşar adım varmışızdır eninde sonunda hepinizin teşrif edeceği yere. “Kıytırık hayatına bir son verirken, adam gibi öl! Yaşamayı beceremedin, bari ölmeyi becer” derken Turgut Yüksel, bizlerden bahsetmiştir aslında buram buram. Bunu okuyup adam gibi ölmüş ve son dakikada adamlığa ilk adımı atmış olan var mıdır hiç merak edilmez gerçi ama, Hayat dediğin bir masalsa, her masal yaşayanın nev-î şahsına münhâsırsa, yaşayan aynı anda yazansa bir yerde, nasıl başladığı, nasıl geliştirdiği kadar, nasıl bitirdiği de önemlidir bu kelimeler bütününü.

İşte sizlerin bir çoğunuzun korktuğu şey bu… Neresinden bakarsan bak “son” olduğu her halinden belli olan cümlelerinizi sırf bizlerden korktuğunuz için birbirine uluyorsunuz. Evet, bizler hayatta intiharız, kimi tetik kimi, şırınga görünümlü… İzmaritiz kâh denize uçacak kadar efkârlı, kâh ayak altında ezilecek kadar anlam yüklü… Bizler Nokta’larıyız hayatın, nasıl ve nerede konulduğu özenle seçilen. Yazmak kadar Nokta koymayı da bilmek lazım gelir ve bizler yorgunluktan, bıkkınlıktan, öylesine yada yanlışlıkla konulanlardan değiliz. Yaşam boyu anlattığının iki katı anlamı o ufacıklığında, kelimelerin kenarında, sayfanın eşiğinde, mürekkebin sınırında barındırabilenlerden, buralardan gitmesi gerektiğinin farkındalığıyla, yok oluş felsefesi yapmadan, yaşamının başından sonuna bir bütün olmaya hazır bileklerin ayrılışından doğarız bizler. Korku dolu gözleriyle okuyup da anlamayanlar, bilin ki bizler anlam’ız, var olma amacıyız aslında.

Kimi zaman da cümlelerin sonu dipsiz kuyuya dönüverir, başımız döner. Baş dönüverdimi sona, insanın miğdesi bulanmaya başlar kaybolmuşluk hissiyatında. Bulanır çünki böyle kendimizi kandırmışlığımızın sırtına bıçak gibi saplanan bu utanmaz cümlelerin zehri karışıverdimi kalbe, okuyan da, yazan da anlamaya başlar. Ard arda dizilir noktalar bu varlıkları dipsiz kuyu cümlelerin sonuna, kral ölürken taçlandırılır bir anlamda. “Gördün, duydun ve biliyorsun artık” yükünü omuzlarınıza bahşeden bu kral ölüsü cümleleri, kaybetmek üzere bir kenara not alarak anlam’a kendinizce sadakat göstermek kadar hüzünlü başka bir şey yoktur bizler için.

Yani siz bütün anlamlı yazılar, alnınızdan öper gibiyizdir biz noktalar…

Devamı: Yüklem – Cümlede Dört Eylem III


Barış Parlan

I'm an earthling called Barış Parlan. a graphic designer & information technology specialist living in Cyprus. nerd, digital storyteller. doing phd about serious games and cross-reality. fan of photography, science, futurism, cyberpunk. interested in critical theory. practicing anarchism and atheism. polyamorous sapiosexual.

2 yorum

masalci · 2008-08-27 13:31 tarihinde

solucan.com da kurudum.

iki taneyim
masalcii.blogspot.com
gecekackini.blogspot.com

beklemedeyim.

Virgül | Barış E. Parlan · 2011-07-24 19:01 tarihinde

[…] « Previous / Next » By Siyah / 2008/07/27 / Yazılarım / One […]

Yorum Yaz

Nokta – Cümlede Dört Eylem II

Okuma süresi: 4 min
2