Ne edebî, ne bakî… Sadece yeni. İşe başladım, öyle güzel gidiyor ki anlatamam şeklinde başlar, ve “sabah olsa da işe gitsem” cümlesini sarf edecek kadar cürretkâr devam eder. Düz yazıda şapkalı harf kullanma isteği gibi, yada ne bileyim, ince ince efkârlarla dolu geceler. Senem yolcu, son görüşme demeye dilim varmadı bir an, dilerim bir dahaki görüşmemiz İngilterede olur.

Halil ona keza, gün sayıyoruz. Öyle kopuk ki dostumun yaşamı, öyle bir yolcusu ki bu yolun, dönüş bileti alacak parası olmadan aldı bir istanbul biletini, hedef yunanistan, nasıl döneceğine dair öyle derin bir belirsizlik var ki, ifade edemem burada kelimelerle. O‘na yolculuğunda başarılar dilerim, dilerseniz siz de dileyiniz… 29 Temmuzda sırt çantası, çadırı, tulumu ve ruhu ile yola çıkıyor, nasıl döneceğini, dönüş parasını nereden bulacağını düşünmeden çıkıyor yola…

Bende ise ince hazırlık, para biriktirme davam kalmadı her nedense, sadece ufak ufak bekleyişler mevcut. Zati bol çalışkanlık günleri meslekî performansı arttırıcı güzelliklerle birlikte, profesyönel bir çalışma ortamının da tadını çıkarmamı sağlıyor. Üniversite diplomamın fotokopisini bile çektirecek vakit bulamadım günlerdir… Ay manzaralı gece yürüyüşlerime davet etmeye korktuğum her bireyin adı bile zihnime uğradığında, tecavüz edilmiş gibi hissediyor yalnızlığım. Bense orospuya dönmüşüm veda hutbelerinde. Kelime oyunu değil pek çok şey, sadece inanası gelmiyor insanın. Yani anlayacağınız, tıpkı hayat gibi, akıp gidiyor…

Pek çok yazdığım ayıp,
Pek çok söylediğim kayıp…
Kafam karışık,
Azdığım… Özlediğim…