Am I Responsive

Am I Responsive?

The Net Awards‘da Side Project of the Year ödülünü kazanan Am I Responsive? adlı web sitesi, web geliştiricilerinin hazırladıkları web sitelerinin aynı anda geniş ekranlı pc’lerde, laptop’larda, tabletlerde ve cep telefonlarında nasıl görüneceğini test etmelerine olanak sağlıyor. Responsive konseptinin HTML5 ve CSS3 ile hayatımıza iyice girdiği şu dönemde, kanlı canlı (live olarak) site testi imkânı, özellikle bu scripti kendi localhost’unuza kurup internet ile uğraşmadan da kullanabilme olanağı sayesinde, tam şukella lezzeti fırsatı sunmakta. Bütün aklı başında web geliştiricilerinin, kendi web sitelerine Am I Responsive? şeklinde soru sormaları dileğiyle… Bütün olayın kaynağı olan ResponsiveDesign.is yapımcılarına teşekkürler.

Sunulan Çözünürlükler:
Desktop   -  1600x992px Küçültme Oranı: 0.3181
Laptop    – 1280x802px Küçültme Oranı: 0.277
Tablet    – 768x1024px Küçültme Oranı: 0.219
Mobile   – 320x480px Küçültme Oranı: 0.219

Manga Programı

çizgi roman – manga okuma programı düşün
ama çok dil destekli
yazı kutuları belirli alanlar
yazılar TXT’den çekiliyor
dil seçiyorsun
o dilde açılıyor manga.
Güzel olur
güzelfikir
yapayım bunu
(:

oğlum fikir çıktıkça aklıma gelen, yazıyorum işte. daha ne diyim.
ama pratik olur mu
mesele o
e yani.
orasını sen düşünücen
kullanan sensin
dijital ortam da değil mangalar
scan edilip edit ediliyor
sırf dijital manga için biş lazım o zaman
resim çizme
yani çizme değil
“yerleştirme”
balon kodlama
dillere göre yazı yazma programo
dijital manga için
kutu içleri animasyonlu bile olabilir
balonlar mouse hover’da çıkar gözükür alternatif olarak
yani manga oluşturmak için program diyorsun
okuyucuyu da katabilirsin.
oluşturmak – ve okumak için.
özel programla oluşturulan
onun client’i ile okunan manga.

anladım
çizimi de kapsayacak mı ?
sanmıyorum.
yoksa sadece çizilenleri yerleştirmek ve animasyon için mi
çizerler photoshop’dan vazgeçmez
aynen. png şeffaflık filan
çizer sadece kutu içine yerleşecek görselleri ayarlıcak
editör, nası çizere “bunu burdan çiz, bu burdn çıksın” dio
aynen devam edicek
yine kendi editör bu programla yerleştiricek
çizimler hareket paylı olcak
sağ sol hafif hareket edicekler sadece. az bi derinlik. o kadar
balonlar full gözükebilir
anladım
veya mouse hover’da gözükür die okuyucu seçicek. gezicek işte.
yazılar “scroll” olabilir. küçük balona bi sürü yazı sığar böylece.
dil desteği de gelmiş olur
ne biliyim.
az önce almanca bi karikatür gördüm de. o yüzden. yazıları anlamadım. canım sıkıldı

bir tane taslak oluşturabilir misin ?
akşam bunu yapayım

nikahdan sonra canım…
nikahdan sonra.

tamam

Lodos

Yağmurdu kiremitleri bu kadar güzel bir kırmızıya boyayan. Belki de, yılın son yağmuruydu. Ağaçlar yeşiline, asfalt ışıltılı siyahına, arabalar kendi renklerine ve enderdir ki aşıklar romantizmlerine kavuşuyorlar. Ama hiç birisnin kavuşması, senin hüznüne kavuşman kadar ürkütmüyor sokakları… Sokak kö pekleri bile ağlıyor bu vakitlere. Sen, iskeleden uzaklardaki gemileri izlerken, kalbindeki izleri deniz suyuyla temizlerken, bu sırada akan gözyaşlarını denize emanet ederken, bana bir kumsal boyu ayak izin kalıyor ilk tanıştığımız gün gibi. Kalbimdeki izler kadar derin olmayan ama seni bulmama yeticek kadar dalgalarla savaşan ayak izlerin, şimdi “böyle gidilir” başlıklı bir şiirin tek ve uzun satırı gibi yazılıyor sahile… İlk defa, kumsallardan nefret ettim sayende…

Melodik bir mırıldanış titriyor sigara kokan nefesinde, rüzgârı bile bastırıyorsun, inan bana buradan duyabiliyorum. Hangi ninni ile yatırıyorsun düşlerini sonsuzluğa, ne zaman başladın lodos ile sırdaşlığa, nasıl alışacak bu sokaklar yüreklerimizdeki boşluğa veya bütün bunları neden halâ merak ediyorum, bilmiyorum… Yıldızlar bile bu akşam, senden daha yakınlar bana… Yinede senin bıraktığın o küçük not daha bir titretiyor içimi şu yıldızlar konusunda… “Düşlerim, yıldızlardan bile daha uzaktılar, madem sen yoksun artık, ben de düşlerimin yanına gidiyorum… İkimize de, güle güle…”

Yağmur damlaları bile düşme konusunda sakin davranıyorlar artık. Artık gölgen kıyıdan çok denize taraf sarkmakta, nasıl oluyorda şu küçük iskele, apartman çatıları kadar yüksek geliyor gözüme… Ayaklarını sallıyorsun en ucunda.

Koşsam yetişirim belki, ama hepimiz, hatta kumsal bile, koşmayacağımı biliyoruz. Sırf bu yüzden, ne uzak ne yakın, ne açık ne kıyı, ne derin ne alçak… Öyle ortanca bir yerden döndün hayata sırtını… Ve işte ayağa kalkıyorsun. Gelmesem de yanına, geçmesem de “böyle gidilir” başlıklı şiirinin üzerinden bir kumsal boyu, bağırıyorum bütün hayvansal iç güdülerimle, duyanların ne kadarda çaresiz halde kaldığımı düşüneceği bir çığlık tonuyla… “Ama su soğuk, üşüyeceksin…”

Bir martı şaşkınlıktan avını kaçırıyor. Kayalıklar bile anlayamıyor, dönü p söylediklerime bakıyor… Rüzgâr, usul usul alı p dudaklarımdan kelimeleri, senin yamacına esiyor… Sesimden tanıyorsun beni, söylediklerimden tanıyorsun. Dönü p bana baktığın anda, iskeleden kumsalın öte ucuna kadar zaman geçmek konusunda mızıkçılık yapıyor… Dudakların kı pırdıyor, duyamıyorum, bugün rüzgâr tersten esiyor, ilk defa ben seni anlayamıyorum… Zaman, ağır ağır ikna oluyor… Damlalar, ama bu sefer gözyaşı kadar tuzlular, ve yukardan düşmüyorlar… Kim bilir, belki de akıtı p denize emanet ettiklerindir, bu arkandan sıçrayanlar…

Yürümeye başlıyorum, öyle yavaş ki, tı pkı bana öğrettiğin gibi. Hiç bir yerden gelip hiç bir yere gider gibi. Derken, sırdaşın lodos esiyor kulağıma…

“alıştım ben…”

Eski bir sırrın mı, son fısıltın mı, bilemiyorum…

Gözyaşların bastırıyor… Gölgeye saklamam gerek yazamadığım mektupları…

Barış Parlan
04.05.2009

Facebook Tehditleri

Geçmişten bir dostumun “değerli” bir tanıdığı kız, facebook üzerinden muhabbet ettiği bir başka kız ile ilişkisini ilerletiyor, ve kendisinin çıplak fotoğraflarını göndermeye başlıyor. Her türlü zevke ve eğilime saygı sonsuz, kesinlikle yargılamıyorum. Ve fakat bir süre sonra kendisinden yaşca büyük olan karşı taraftaki kız, değerli dostumuzu tehdit etmeye başlıyor. Bu kişiye ulaşmak ve durumu kontrol altına almak için eski dostum bana danıştı. Onun için yaptığım araştırmalar güzel meyve verdi, kişiye dair isim soyisim, şehir, okul bilgileri problem çözümünde büyük adım olarak düşünmekteyim.

Bilgi paylaşımı olması açısından, facebook’un bu tür durumlarda “emniyet teşkilatları” ile birlikte bulunduğu muazzam işbirliği hakkında yazmak istiyorum, zira pek çok kişi benzer olaylardan madur olmakta, ancak ne yapacağını bilmemekteler.

Öncelikle alttaki linki mutlaka baştan sona okuyunuz, adres ingilizce olsa da hangi ülkeden bağlanılırsa (ip sayesinde) o ülkenin resmi dili ile görüntülenmekte. Bu adres Facebook‘un hukuksal duruşuna ve neler yapıp neler yapmayacağına dair derin ve detaylı bilgi vermekte.

http://www.facebook.com/safety/groups/law/guidelines/

Her ne kadar “herhangi bir polis tutanağı tutulmuş konu olmadığında” destek vermiyor olsa da, “polisin ilgilendiği her türlü konuda” muazzam destek vermekteler, herhangi bir “emniyet teşkilatı alanadına ait emailden” sorulan soruya en geç 48 saat içinde (genelde 5-6 saatte) geri dönmekteler.

KKTC polisi bilgisizliğinden, face’de sahte hesap açıp kişilere bu şekilde ulaşmaya çalışmakta, bu durum çok üzücü. Oysa kendileri çok basit bir platform aşağıdaki adresden diledikleri bilgiyi alma haklarına sahipler:

https://www.facebook.com/records

Dilerim ihtiyacı olanlar, bu bilgiler ışığında maduriyetlerini daha hızlı giderebilirler.

İnekle – Birebir Online Eğitim Desteği

“Ütopik” dünyada “ideal” olan eğitim sisteminin temeli “her öğrenciye bir öğretmen” şeklinde açıklanırken yıllarca, biz 30lu gruplar halinde, ve zekâ yaşın, ilgi alanın, bakış – kavrayış yöntemin hiç sorgulanmadan sardalya gibi sınıflara tıkılıp 12 yıl boyunca “zorunlu eğitim” almış, yani büyük hasar görmüş bir nesilin neferleriyiz. Şu anda tanıttığım site inekle.com, gerçek hayatta, pratik olarak bu çarpık sistemi “düzeltmek” için sistemsel bir umut ışığı benim gözümde. Elbette verdikleri dersler şu an için mevcut eğitim sisteminin parçası olan zorunlu dersler sadece, ancak süreç içerisinde belkide Sir Ken Robinson‘un halihazırda onayladığı bu tarz eğitim sisteminin temelleri olur bunun gibi siteler. İnekle.com kurulalı tam 1 ay oldu, daha çok çok genç yani. Saati 15 TL’den bu başarılı arkadaşlar ve onların “iki aşamalı sınav” ile seçtikleri yeni gelen “öğretmen” öğrenciler (ki genelde ODTÜ, İTÜ, Boğaziçi ve Yıldız öğrencileri), belirli derslerde sıkıntı yaşayan öğrencilere online ders veriyor, yardım ediyor, destek oluyorlar. “Eğitim ve Öğretim Görevlisi” adı altında, klişeleşmiş onyıllık kitapları bir defa ezberlemiş, ve kişisel olarak üzerine tek bir satır bile eklememiş fosil beyinlilerden çok daha verimli ders anlatabilecek oldukları konusunda en ufak bir şüphe bile barındırmadığım bu gençler, “kötünün iyisi” gibi dursa da, uzun vadede en “ideal” eğitim sistemini uygulama çabasındalar. Kendilerine başarılar diliyorum…

Kişisel not: kim bilir belki bir gün, benim gibi günde 10 telefon görüşmesi ile bilgisayar / teknoloji’den kişisel problemlere kadar envai çeşit soruna çözüm bularak dostlarına destek olmaya çalışan insanlar içinde uygun olabilecek, nasıl desem belki bir “alet çantası” kıvamında, veya “sanal terapi” tadında sistemlere de el atarlar… Bizler de çok daha geniş kitlelere ulaşabiliriz. Kendi sistemlerine dair tek kişisel beklentim ise, “tekrar eden” derslerin youtube videoları şeklinde yayımlanması (evet youtube paralı kanal sistemi çok yakıda online), ve öğrencilerle gerçekten ihtiyaç olduğunda “birebir iletişim”e geçmeleri. Her iki taraf için de kârlı olacağına inanmaktayım bu şekilde yürüyen bir sistemin…

Son ahkâm: Evet genel olarak düşünüldüğünde, “öğrenci tarafından başarılı bulunmayan” eğitim görevlisi, bu meslekten elenmelidir, başarılı bulunanlar mesleklerine devam etmelidir. Mevcut sitem öğrenciyi zorunlu olarak “kötü” öğretmenle başbaşa bıraktığı için yıllarca, hiç bir beyin 12 yaşını geçince sistemden “hoşnut” kalamıyor, bir şekilde “okul ve içinde barınan her şeyden” nefret eder oluyorlar. Cezasını yine öğrenciler çekiyor, cefasını ise “devletten maaş yiyen fosiller” sürüyor. İyi elma ile kötü elma, yiyicisi tarafından ayıklanabilmelidir… Bu elma yiyen kişinin en doğal hakkıdır… Mevcut sitelerde “öğretim görevlisi” eğer “sabırsız” çıkarsa (ki puanlamada direk gözüküyor), doğal seleksiyon sonucu zati elenecektir “öğrencisizlikten”. Ve idrak edecektir bu mesleğin ona göre olmadığını… Böylece kendisine de, “gerçekten iyi olduğu mesleği icra etmek” için bir fırsat verilmiş olacaktır, fosiller de kurtarılabilinirler efendim… Öğrencilerde “kaldırabilecekleri kapasitedeki eğitimi” hiç bir kısıtlama olmadan alabilecekler…

impress

Impress.js

Yazılımcı arkadaşım Cengiz Önkal‘ın tavsiyesi sonucu tanıştım impress.js ile. O, “slide” – “sunum” konseptine yep yeni bir soluk getiren bir github projesi. Şimdiye kadar ancak “kinetic typography” adı altında video olarak görebildiğimiz metinlerin görsel olarak incelikle konumlandırmaları sonucu oluşan anlamsal sunum konseptini, html5 ve css3 teknolojileri sayesinde browser üzerinden hayatımıza sokmayı başarıyorlar gibi. Sunulan sistem sayesinde “camera” ve “canvas” kullanımındaki şıklık sayesinde, hareketli paragraflar, ve hatta 3D metin öbekleri oluşturmak bile çok pratik. Proje geliştirme adresinden ücretsiz biçimde indirip dilediğiniz gibi kullanabileceğiniz bu teknolojinin nasıl kullanıldığına dair rehber, proje içerisindeki index.html dökümanının kaynak kodları içerisine büyük bir içtenlikle ve özenle yerleştirilmiş. İlgisini çekenlerin kaçırmaması gereken bir sunum teknolojisi… Proje sahibi Bartosz Szopka‘yı taktir ediyoruz…

t3_b

Blender

Ücretsiz, açık kaynak kodlu Blender adlı şeytan icadı program, vakti zamanının 100.000€’ya satışa çıkan, 2002 yılında ise pek çok kullanıcının bir araya gelip “ortak satın aldığı” ve akabinde kaynak kodlarını ücretsiz olarak piyasaya sürdüğü, bu sayede de gelmiş geçmiş en iyi 3d Modelleme – dokulama – rigging – sıvı & duman simülasyon – parçacık simülasyon – animasyon – hareket eşleme – renderleme – video editing ve compositing programı olma özelliği kazanana kadar sayısız insan tarafından geliştirilmeye bşalanmıştır.

Kendi içinde bulundurduğu renderin sistemleri ve built-in oyun motoru, z-brush’a taş çıkaran mug sculpting modelleme sistemi, 3d studio max kadar iyi ve çok daha ileri seviyede bulunan UI, AfterEffects gibi compositing ve video editing sistemi ile, bütün bu programların toplam boyutu (6 GB) ile kıyaslanınca kendi boyutu (Blender 2.63a 10 Mayıs 2012 – 27 MB) bile aslında ücretsiz ve toplu üretim sonucu dünyada ne kadar da muazzam programlar yazılabilineceğinin bir kanıtı gibi durmaktadır.

İster 32 bit, ister 64 bit bir makineniz olsun, Windows, Linux ve Mac OS X yanında FreeBSD gibi işletim sistemlerini de destekleyen bu mucize yazılım, daha şimdiden pek çok büyük şirket tarafından tercih edilmeye başlandı.

Blender 2011 Siggraph Showreel

Sintel, Big Buck Bunny gibi ortaklaşa yapılan ve proje sonunda projenin dökümanlarının yardım maksatlı denebilecek kadar düşük bir fiyattan satışa çıkarılarak ekonomik destek toplayan kısa film – animasyon üretimleri ile de gündeme gelmeyi başaran Blender için aşağıdaki adreslerden ücretsiz download ve pek çok kaynak ders sitesine ulaşabilirsiniz:

 

2012 06 22 - John Lennon

ironi

Çevremdeki insanların anlattıklarını “yaşantı” olarak değil, olay / düşünce olarak algılayıp irdeledikçe fark ediyorum İnsan’ın İronisini. Aidiyet ararken bir yanı yaşadığı coğrafyaya dair, ki şair “Yaşadığı coğrafyayı kadın gibi sevebilen…” diyerek ifade etmiş bu duyguyu, bir yanı da heves atar özgürce seyyahlaşmayı hayatında ve gezmeyi gözlemlemeyi şu dünyadaki çitlerin öte taraflarını… Bir yanı gezdikçe idrak etmek, hatta kâh gözlemlemek kâh deneyimlemek isterken farklı kültürleri / yaşam tarzlarını, diğer yanı içses olur ve bağırır içinden kendi yargıları ve bakış açısı aksanında “hiç böyle olurmu lan?” diye… Bir yanı bağlanmak ister insanın bir başka insana “ilişki” adı altında, diğer yanı yaşamak ister envai çeşit duyguyu ve hep “dibine kadar…” İnsan dediğin “öznel” olabilmek için bireysel fikirleri olsun kendi perspektifi kendine has olsun demek ister ki “Nev-i şahsına münhasır adam…” derler o tadda şahıslara, ama öte yandan insanlar onun düşüncelerine saygı duysun, hatta bir adım daha atsın destek çıksın mantıklı bulsun ister… İnsan dediğin kışın yazı, yazın kışı özler hani, bundan da boktandır aslında pek çok derdi. Zaman aralığı olmadan aynı anda uzatır o kısacık elini, bir defa yaşayabileceğinin farkındadır çünki, ki bu yüzden sonrası için dizilen yalanlardır avuntunun en geçerlisi… İnsan dediğin çaresizliğin vurduğu her felaket anında “birlikteliğiyle” övünürde, götü rahata erdiği her fırsatta bölünür. Soyunmayı / çıplaklığı hayvanlaşmaya bir adım daha yakın görür pek çoğu, ama hiç bir hayvanın bir başka hayvana yapmadığı zulmü yapar hem batı hem doğu… İneğe “kutsal” diyeni köpek yer, ineği ise kurban keser köpek seveni, kabullenemez hiç birisi sonuçta “hayvan” yediğini… Nasıl fark etmez insan kendini, dünyanın her yerine yayılmış lanet bir hastalık gibi, milyon yıllık gerçeklik üremek aslında tek dertleri… İnceledikçe miğdem bulanıyor kendimden dahi, işte bu insanın ironisi…