Ben çok sıkıldım bu şehirden…
Babamın hayallerinden,
Saçma şirketlerden,
Anlamsız diplomadan,
8 yıl aynı sokaktan,
Aynı yoldan, yolculuktan,
Yolcularından,
İnsanlarından,
Sakinliğinden,
Sıradanlığından,
Ruhsuzluğundan neredeyse…

Sanki bırakıp gitse insanlık dünyayı, buradaki kimsenin haberi olmayacak. Hatta gitmişler de ciddi ciddi haberimiz yok gibi. Öyle bir noktada ki, yaşanıyor demeye şahit arar oldum, kendimi aramayı bıraktım yani, kabullendim buralarda bulamayacağımı. Susun demeye mecâlim yok mesela, zaten ses çıkarabilen yok. Artık güneş bile “pişmedin mi yeteri kadar buralarda? siktir git artık uzaklara…” diyor sanki her sabah ve akşam işe giderken. Yeni fark ettim bunu, çünki anladım ki okula gitmekten farksız başlıyor günler, farksız bitiyor geceler. İnsanlar soruyor neyim var diye, oysa sorumu anlamıyorlar ki, “neyiniz var sizin?” diyorum her seferinde. Oje süren bir oğula sahip olmaktan daha zor kendi avuçlarınla “hadi git” demek, biliyorum merak etme yani. Ama artık birilerinden, sokak lambalarının bile binlerce defa söylediği “siktir git” lafını duymaktan öte, net bir yol göstermesini mi bekliyorum anlamıyorum ki. Dedim ya, ben ben olamıyorum. Olaydım çoktan çıkmıştım otostopla da olsa yola, düşünmemiştim nerede kalacam ne iş yapacam diye. Master yapmak benim neyime, sanki kelepçe getirin bana diye bağırınıyorum her üniversite burs – öğrenci borcu araştırması yaptığım an. Bunu istemiyorum… Biliyorsun neden…

Çok acele gitmem lazım diyorsam, acelem olduğundan değil aslında, artık buranın yıldızlarını ezberlemiş olmamdan. Geriye baktığımda hangi evin aynı kapısından içeriye 2 yıldan fazla girdik ki? Göçebe kelimesinin harfleri bu adaya sığmıyor, ojelerim gibi minnacık olsalarda, sığdıramıyorum. Her yerde fotoğraflar, her fotoğrafda yollar akıyor önüme, bir tasarım yaparken bin defa dalıp gidiyorum o yollardan son sürat. Polis ceza kesecek diye korkmak istemiyorum artık yaptığım hayat trafiği hatalarından.

Sevmek kelimesini ana dilimde tükettim artık. Hayır kumsallarında içilen biranın tadına doyum olmuyor belki onlara diyeceğim bir şey yok ama, öyle bakınca boş boş iskelenin ucunda, atla deyiveriyor deniz, tahrik ediyor, “hadi bak daha gördüklern hiç bir şey, çık yola…” fısıltısı geliyor kulaklarıma rüzgâr sayesinde, ve hangi insana sorsam, “çık yola erkenden, ileride şartlar uygun olmayacak” yorumuyla vuruyor gençlik elden gitmesin damgasını kaderimin çizgisine. Başım ağrımıyor, ayağım da iyileşti, yok bir derdim aslında, sadece içimde bir uçurumda düşüyormuş hissi, kollarımı kanat gibi açma isteği, çığlık atmak değil artık Kantara kalesinin en tepesinden uçuruma doğru, kendimi atmak ve uçmak isteği…

Anlatamadım belki, ama inan denedim be Anne, çok sıkıldım hem…
Benim çok acele terk-î diyâr eylemem lazım…


Barış Parlan

I'm an earthling called Barış Parlan. a graphic designer & information technology specialist living in Cyprus. nerd, digital storyteller. doing phd about serious games and cross-reality. fan of photography, science, futurism, cyberpunk. interested in critical theory. practicing anarchism and atheism. polyamorous sapiosexual.

2 yorum

kucuk kadink kadin · 2007-08-22 22:25 tarihinde

severim seni be parlan..

Siyah · 2007-08-23 10:29 tarihinde

bende seni çok severim be kız… bu akşam gecenin çifti olcaz… olcak mıyız?

Yorum Yaz

Annem be, ben çok sıkıldım

Okuma süresi: 2 min
2