Çığlık

Şimdi bi çığlık atcam bileklerim üzüntüden kanıycak, çok dertli olduğumdan değil ki belkide esas derdim bu. Yaşam kavgamın ciddiyetinden kopardılar beni ve maskelerle dolu bir oyunun ortasında derdim varmış gibi yapmamı beklediler, bekliyorlar, bekleyecekler… Kendimle fısıldaştıkça anladım sesimin değerini, suskunluğum onlara inat, okumam kontrol altında yazmamsa kökten yasak. Oysa ele Devamı…

Katli Vacip

Bileklerim çizik, kalbim yazar, kesildi o dalgalanan saçlar, yeter artık esmesin bu dondurucu rüzgâr, buralarda düşünmeye çok vaktim var, bil ki halimi ancak kayan yıldızlar anlar. yaşamak basitçe uçurumdan dişmektir, anladım ki hayatın zemini pek derindir. Aklımda sorular var: mesela martılar nasıl ağlar? ıslanan ruhumun kefenimi? söz kursakta kalırda duygu Devamı…

Gibi

Bugün arabaya binince kalbim hızlı atmaya başladı, bir heyecan, hıçkırık gibi ağzımdan çıktı çıkıcak, gülümseme yapıyor, o da kaşınmak gibi bişi işte. Sanki zıplamam gerekiyor, nedensiz bir neşe, nedeni belli ama ifade edememek, bu da yazamamak gibi bir şey. Yada çizememek, gerçi çizememek pek bir karanlığa benzer, ama onun resmi Devamı…

Sana Benzeyenlere Dair

Rüzgârdır buralarda gözyaşlarımı silen genelde, sırf bu yüzdendir onu sevgilimmiş gibi benimsemem. Ve uçan kuşlardır hayattaki destek ünitelerim, baktıkça serseri kurşun gibi özgürlük hevesi vurur ruhumu topuklarından, sonrasında yaylım gözyaşı, işte maksat rüzgârı dudak niyetine hayal edebilmek, belki ısıtır diye… Gerçi pek keskin, cildimi acıtıyor ama olsun canım, bu sana Devamı…

Ruhu Loş’a

Benim için sanat ikiye ayrılırdı, birincisi o bilinmeyen ölüm anı, ikincisi ise hayatın uçurumlarıydı. Aşk ise bu ikisini aynı anda yaşamaktı. Anladım ki tutku denilen nefes alma hakkı, uçurumun dibindeki şuursuz saatlerde saklı. Barışın aklı sudaki dolunay gibi aktı, yansıma yolları çıkış sandı, kendini attı. Bir paylaşım kandırmacası, “ekmeği siktir Devamı…

Ufak

Bu saatlerde radyonun eşlik etmek için kulaklarımıza karıştırdığı şarkılar sanki bir dostlar geçidi oluverdi, her birinde ayrı bir telefona sarılma isteği, beni arayanlarla bile konuşacak vaktimin olmamasından dolayı daha bir ağırlaştırdı o duyguyu. Ayna, Merhaba, Yağmur, Papatya, İki Yol, Caddeler, Mumlar diye akar dostlarımın anlayacağı dilden nameler… Artık bu bahaneler Devamı…

Bu sefer değil…

Hayır dostum… Bu sefer değil… Hayatımın terk etme payını yeşile boyuyorum, ve aklıma geliyorsun elbise dolabının içinde orman yürüyüşü yaparkenki halinle dostum. “Neden kimse anlamıyor senibenibizi?” sorgusu artık bir hastalığın özeti oluyor ve ben halen bu cümlenin altını kırmızı kalemle çizmek isterken buluyorum çaresizliğimin tasvirini. Kısa kesmek için çaba göstermeyeceğim Devamı…

Ben yolcuyum, yol satarım

Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu… Beyaz birinci oldu, siyah ağladı ardından, Öptü onu mor, kırmızı dudaklarından… İçinde mantar yüzen şarap şişesi, dibine kadar yaşamayı zorunlu kılmanın simgesi olarak kazındı zihnime kumsal kenarında… Saklanamayacak – sabaha ekşiyecek olan duyguları ne kadar tüketebilirsek tüketmeliydik her an, biz bunun farkına varamadıkça tükeniyorduk kendi Devamı…

Az Tevezzü

Titreyerek beklemeye değerdi o soğukta yalınayak üşümek, ütüsü yeni bitmiş çorabı annenin avuçlarından alıp giymek gibi ısıtırdı içimi seni düşünmek. Bu yüzden dert etmedim tenimdeki seher yeli serinliğini. Bu yüzden çok sevdim gözlerindeki kuyu dibi derinliğini. Toprağa verilirken ağlamaya başlayan bebek, torbaları kaldıramayan yaşlı amca, ve geri kalan herkesin kalp Devamı…

Kırıl bir başına

Aynaya suikast girişimlerimden arta kalan dişleri kırık kelimeler bunlar. Buruk bir fesleğen çiçeğinin suya hasret balkon bekleyişlerinde saklı olan aşk hasreti gibi, ki fesleğen müziği de bir o kadar efkârlıdır bu konularda ayna yankılarında. “Hayat bir dipsiz kuyu” felsefesinin dibini eşelerken yayılan konyak kokusu yol gösterici oluyor “hayat, dibine kadar Devamı…