Hadi beni sev, kefenimi ütüle

yankılar, ( peki – biraz yanıklar ) kulaklarınızı tıkayabilirsiniz, aşk gibi bu satırlar, gözlerden girer ilk ışık, ve yaş olarak yine gözlerden çıkarlar. Bunca aktım ama hiç ağlamadım, nasıl diye sorusu olan varsa, eskici dükkânını ziyaret etsin, uzakta değil hem, o artık seyyar. bin ruh içimde çığlık atmakta… Bense sessiz Devamı…

Sus oldu, puslu…

Çok efkarlı bir şekilde yüksek sesle türkü söylüyorlardı, aslında kendileri bile bilmiyorlardı neden efkarlı olduklarını, onlar böyle yaşamaya alışmışlardı kısadan. Yinede anlam verememişlerdi yanlarından geçen adama, boydan boya takım elbise giymiş, yinede sırtında yırtık sökük bir asker çantası, gecenin o zifiriliğine inat delimidir nedir bir güneş gözlüğü gözlerinde ve ayakkabıları Devamı…

Mızık

“Banane ama, önce hayat vurdu… Sonra aşk. Hem ben ödeşmekte istemiyorum ki. Oynamıycam işte.” Dilediğin kadar mızıkçı diye bağır, sen oynuyorsun da ne oluyor? hayatı geçmişiz kalpler kalmış rengarenk geriye, kimisi eskimiş, çoğu bizim ellerimizde kırılmış. Eh sıkıldıysan ver senden daha fakir bir çocuğa, onlar oynamasını bilir kırık oyuncaklarla. Yada Devamı…

Dökülüyor Gözlerim

Benimkisi sadece çığlık atmak… Küçükken karanlıktan korktuğumda monitörün ışığıyla kurtulurdum kâbuslarımdan… Kafeteryanın camından düşüvermiş içeriye, ve çıkışı asla bulamayacak olan serçe avuçlarımdayken açık tutsada gagasını pençesini, incitmedi beni… O anladı da insanlar anlayamadı yardım etme çabamı…. Dilenci misâli istek üzerine sigara ve su aldığım liman yolundaki yalnız adam, bir saat Devamı…

Eksik

Erkek severse bir başkasını, aldattı denir… Kadın yapsa aynısını, “aşk üç kişiliktir…” Hep zavallı kalır erkeğin sevgisi, Oysa küçük kız dediğin buna hasrettir. Ben halen iki kişilik yaşıyorum inan, Ve üzül, içinde senin adın eksiktir. Me pardonner, m’oublier au moins.

Kum havuzu

İşe git, işden çık, sonrası meçhul dakikaları toplayıp toplayıp saat şeklinde harca sisteminin doruklarında bir can sıkıntısı yaşamaktayım. Pek çok dostum uzaklarda, kimileri dönmeme kararında, internette sürtmekten orospuya dönmüş gibi hissediyorum bu sefer kendimi. Deniz kenarının verdiği duygu tek başınayken acıdan öte değil. Kandıramıyorum işte aynaya baka baka kendimi, elimde Devamı…

O’Tuzlu Yaşlar

annem haklıydı sevgilim en başından beri… sen kalbimi çalan organ mafyası, ben edepsiz öpüşme meraklısı… ve o kadar çok dert etmiştik özlemeyi, söylemek yersiz yurtsuz kalıyordu, kaçıyordu dudaklarımızdan içeriye. o sabah otel odasında mum yanarken hayır karanlık olmasa bile tüketirken biz tenin elimde ben rengi bir şehvetle sanki gezmeye çıkmış Devamı…

Annem be, ben çok sıkıldım

Ben çok sıkıldım bu şehirden… Babamın hayallerinden, Saçma şirketlerden, Anlamsız diplomadan, 8 yıl aynı sokaktan, Aynı yoldan, yolculuktan, Yolcularından, İnsanlarından, Sakinliğinden, Sıradanlığından, Ruhsuzluğundan neredeyse… Sanki bırakıp gitse insanlık dünyayı, buradaki kimsenin haberi olmayacak. Hatta gitmişler de ciddi ciddi haberimiz yok gibi. Öyle bir noktada ki, yaşanıyor demeye şahit arar oldum, Devamı…

Yeni

Ne edebî, ne bakî… Sadece yeni. İşe başladım, öyle güzel gidiyor ki anlatamam şeklinde başlar, ve “sabah olsa da işe gitsem” cümlesini sarf edecek kadar cürretkâr devam eder. Düz yazıda şapkalı harf kullanma isteği gibi, yada ne bileyim, ince ince efkârlarla dolu geceler. Senem yolcu, son görüşme demeye dilim varmadı Devamı…

Lanet

Teğet geçiyor haykırışlarım bileklerimi kesemiyorum ama öyle bir istek öyle bir akıntı var ki kalbimden sokaklara damar gibi oluk oluk gözlerim akıyor lanetlerin gölgeleri, neferi kesilmişim canım benim, sevgilim diyemediğimdir katilim gerisi hikayedir, sevenim… Lanetler okuyorum her şeye…