Masalcı

Geçmişte bir Eşkiya… Yüreklerde Baba… Ey İbrahim Ağa… Hiç sızlanmayan, hep şükretmesini başaran sen, çatlamış toprağa bile çekinmezdin umudunu serpmeye. “Aman iyi ol iyi…” derdin her birimize. Öksürüğünle duydu dünya alem seni 30 yıl boyunca, ve hayır dualarınla. İyi niyetine, hoşgörüne yanaşacak bir başka kalp atmadı bu diyarda. “Allah’da bana Devamı…

Nokta – Cümlede Dört Eylem II

Eğer yalnızlığın özeti diye bildiğiniz şey bir başınıza içtiğiniz sigara ise kış akşamları buz soğuğu arka sokak balkonlarında, siz gittikten sonra tablanın içinde sabaha karşı rüzgârdan savrulan küllerin bile terk ettiği yağmurda boğulan izmaritleriyizdir bizler hayatın. Aslında bırakıldığımız yerin adı kültablasıdır ve bu mekânın adında bile bizlere yer yoktur. En yıkılmış karakter bile filmlerde sigara yakarak bir başlangıcı simgeler bu bağlamda ve çoğunda da ayaklar altında terk ederiz zaten kendi kendimizi yakmaktan başka anlamı olmayan hayatlarımızı…

Virgül – Cümlede Dört Eylem I

Kanayan bileklere ithaf olunur… Bedenimizin üçte ikisi gözyaşıdır ve söz’lerde her daim yaş’tır bizler için, temkin kelepçesinin bir halkası güvenimizin kesik bileklerinde olduğundan inanmayız kolay kolay sözlere. Sevebildiğimiz şeylerin bütünü kayıptır, kaybolmak için bizim sevmemizi mi beklemişlerdir bilinmez elbet, gizemini yitirir eğer birileri cevap vermeye niyetlenirse. Şehir sokaklarında da, şarkılarda Devamı…

Ruhu Loş’a

Benim için sanat ikiye ayrılırdı, birincisi o bilinmeyen ölüm anı, ikincisi ise hayatın uçurumlarıydı. Aşk ise bu ikisini aynı anda yaşamaktı. Anladım ki tutku denilen nefes alma hakkı, uçurumun dibindeki şuursuz saatlerde saklı. Barışın aklı sudaki dolunay gibi aktı, yansıma yolları çıkış sandı, kendini attı. Bir paylaşım kandırmacası, “ekmeği siktir Devamı…

Ufak

Bu saatlerde radyonun eşlik etmek için kulaklarımıza karıştırdığı şarkılar sanki bir dostlar geçidi oluverdi, her birinde ayrı bir telefona sarılma isteği, beni arayanlarla bile konuşacak vaktimin olmamasından dolayı daha bir ağırlaştırdı o duyguyu. Ayna, Merhaba, Yağmur, Papatya, İki Yol, Caddeler, Mumlar diye akar dostlarımın anlayacağı dilden nameler… Artık bu bahaneler Devamı…

Ben yolcuyum, yol satarım

Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu… Beyaz birinci oldu, siyah ağladı ardından, Öptü onu mor, kırmızı dudaklarından… İçinde mantar yüzen şarap şişesi, dibine kadar yaşamayı zorunlu kılmanın simgesi olarak kazındı zihnime kumsal kenarında… Saklanamayacak – sabaha ekşiyecek olan duyguları ne kadar tüketebilirsek tüketmeliydik her an, biz bunun farkına varamadıkça tükeniyorduk kendi Devamı…

Su

Az kaldı çokluğuma, beneklerim kadar çok’lara. Hayat seni çok pis özlemişim bunu fark ettim. Sus’muştum… Susamışlığımdandı. Teşekkür ederim Su… Su’ya içelim bu gece… suskunluğu bozalım fısıltılarda… evet evet, suskun su… suskunsun…

Annem be, ben çok sıkıldım

Ben çok sıkıldım bu şehirden… Babamın hayallerinden, Saçma şirketlerden, Anlamsız diplomadan, 8 yıl aynı sokaktan, Aynı yoldan, yolculuktan, Yolcularından, İnsanlarından, Sakinliğinden, Sıradanlığından, Ruhsuzluğundan neredeyse… Sanki bırakıp gitse insanlık dünyayı, buradaki kimsenin haberi olmayacak. Hatta gitmişler de ciddi ciddi haberimiz yok gibi. Öyle bir noktada ki, yaşanıyor demeye şahit arar oldum, Devamı…

Yeni

Ne edebî, ne bakî… Sadece yeni. İşe başladım, öyle güzel gidiyor ki anlatamam şeklinde başlar, ve “sabah olsa da işe gitsem” cümlesini sarf edecek kadar cürretkâr devam eder. Düz yazıda şapkalı harf kullanma isteği gibi, yada ne bileyim, ince ince efkârlarla dolu geceler. Senem yolcu, son görüşme demeye dilim varmadı Devamı…

Gün Batımı

Gece daha yeni yeni çıktı yola, önünü görmekte zorlanmakta… Az kaldı bitiyor derken kaldı mezuniyet törenine 4 gün. Ve öğrenciyken olmadığım kadar meşgulum sonlarda. Avrupada yaşama hayali bir Master eğitimi ile çözümleniyor ancak, ve master için gerekli parayı bulma davası Burs arayışlarına yönlendirdi, çok çalıştım ama hiç portfolyom olmadı, onca Devamı…