Abraham Lincoln, Hames A. Garfield, William McKinley ve John F. Kennedy. Bu insanların hepsi Amerika Birleşik Devletleri – Devlet Başkanlığı görevindeyken suikast sonucu öldürüldüler. Ortak noktaları, bir şeyleri değiştirme çabası olan, özellikle “The Federal Reserve Act” adlı bankacılık yasa ve kurallarının değişimine – uygulamalarına karşı tutumlarının hemen sonrasında öldürülmek söz konusu iken, “katil kim?” diyerek bireylere ceza vermek, öte yandan bu yasalara göz yuman diğer devlet başkanlarının ise halen daha devletleri “daha medeni bir noktaya” taşıyabileceklerine inanarak demokratik seçimler ve seçim kampanyaları sürdürmek, geçmişin “kölelik” sisteminin günümüz bankacılık sektörü sayesinde modernize edilmesi gerçeği ile birleştiğinde çok basit ve acı bir tablo ortaya çıkmaktadır.

Örneğin Barnie Sanders seçilir ve kukla olmaktan öteye gidecek şeyler yapmaya çalışır ise, suikaste kurban gidecektir. Yaşadığı sürece, yapısal anlamda hiç bir şeyi değiştirmiyor oluşu garantilidir. Sistem bu gerçeği defalarca tekrarlamış, defalarca örneklemiş, ve insanlar buna rağmen defalarca geleceğe dair acınası bir umut ile oy kullanmaya gitmiştir. Bu “demokrasi” denilen komedi sahnesinde, daha pek çok temel kelimenin sözlük anlamını bile bilmeden her bir boku yorumlayan insanlar ise Türkiye’de Erdoğan’ı, Kıbrıs’da Akıncı’yı var güçleri ile eleştirmektedirler. İnsanlık, varoluş tarihinin en “bilinçsiz” ve “idraksız” çağını yaşamaktadır, zira beyinlerinin hafıza ve mantık fonksiyonlarını, duygularının empati ve hoşgörü işlevlerini bütünüyle kullanım dışı bırakmışlardır.

Tükettikçe köleleşecek oluşun en basit dil ile ifade edilebildiği günümüz yaşam şartlarında, toplumsal ve kitlesel olarak tüketim kültürüne var gücü ile sarılmış bilinçsiz insanoğlunun bu hali, bilinçsiz kalmaya ant içmişliği ile kutsanmaktadır, ve her birey dil – din – ırk markajında birbirlerini “ötekileştirerek”, birlik olmaktan fersah fersah uzaklaşarak bir o kadar kendi var oluşunu iğrenç bir aldanış bataklığının en dibi ile sıvamaktadır. Binlerce yıllık farkındalıklı insanlık tarihinin en kritik dönüm noktası “iletişim”dir: bir nesil, bir sonraki nesile bilgi aktarabilmeyi keşfetmiştir konuşma eşliğinde, sonrasında bu aktarım yazının icadı ile hem hızlanmış, hem düzene girmiştir. Günümüzde ise bu aktarım kitlesel olarak yönetilmeye başlanmış, gerçek ve gerekli bilgiler göz ardı edilmiş, safsatalar ile doldurulan medyalaşma sonucu çöküş noktasına gelmiştir, zira bir yandan milli değerler adı altında devletler, bir yandan inancı sömüren dinler, daha en savunmasız yaşlarında okullar aracılığı çocuklara “sorgulamamayı” ve “itaat etmeyi” öğretip, ard arda nesilleri dikkatlice yetisizleştirmiş, özenle kapasitesizleştirmiş, karakterin en temelini bozup “özgüvensizleştirmiş” bireyler üretmiştir.

Artık günümüzde insan, yediği yemekten uyuma düzenine kadar, tükettiği ve tüketmediği her olguda hata yapmakta, yanlış davranmakta, kendine zarar vermekte ve bu zararın ifadesine gurur türevi anlamlar yüklemektedir. İlk emri “oku” olan kitabın kendisi bile okumamış kitlelerin “savunma” adı altındaki savaşlarına şahitlik eden dünya ve yüzeyindeki bütün canlılar, günümüz şartlarında insanlığın varlığının hissedildiği her yerde acıya, kana, zehirlenmeye, kirlenmeye, yok oluşa, yitip gitmeye maruz kalmış durumdadır. Milyarlarca canlının küresel bazda “nefret ettiği”, “sesini duyunca kaçtığı” ve “güvenmediği” insan ırkı olarak bu gelinen noktayı “medeniyet” şeklinde adlandırmak, bireylerdeki mantık ve duygu mekanizmalarının felç olduğunun en temel semptomudur, kanıtıdır, sebebidir, sonucudur.

Çözümsüz serzeniş ahkâmdan öteye gidemeyeceğinden, basitliği sebebi ile etkisi göz ardı edilen bir çözüm metodunu umutsuzca tekrar ederek insanlığa anımsatmam gerektiği kanaatindeyim: Oku, Düşün, Hisset. Beyninizi ve ruhunuzu fark edin, var oluşunuz hislerinizde ve düşünsel yolculuklarınızda etki eden faktör olsun, ve bu yolculuklara okuyarak çıkın. Bir masal kitabını, düş kurarak ve zihninizin her kıvrımını kullanarak baştan okuyun meselâ. Veya bir gazeteyi elinize alın, oradaki her haberde geçen bireyleri, makamlarını, yaşam şartlarını, yetkilerini, imkânlarını düşünerek, empati yaparak, mantıklıca sorgulayarak okuyun… Ve çevrenizdeki insanlara da bunu tavsiye edin, eninde sonunda, hepimiz benzer yolculuklar yaşıyoruz, yolun neresinde olduğumuzun hiç bir anlamı yok, zira döngülerimiz tekrar ediyor. Bir yolda çok ilerlemiş birey, yeni bir yolun başlangıcında olmaya en yakın kişidir… Ötesi değil.


Barış Parlan

I'm an earthling called Barış Parlan. a graphic designer & information technology specialist living in Cyprus. nerd, digital storyteller. doing phd about serious games and cross-reality. fan of photography, science, futurism, cyberpunk. interested in critical theory. practicing anarchism and atheism. polyamorous sapiosexual.

0 yorum

Yorum Yaz

insan ol: oku, düşün hisset

Okuma süresi: 3 min
0