Bugün arabaya binince kalbim hızlı atmaya başladı, bir heyecan, hıçkırık gibi ağzımdan çıktı çıkıcak, gülümseme yapıyor, o da kaşınmak gibi bişi işte. Sanki zıplamam gerekiyor, nedensiz bir neşe, nedeni belli ama ifade edememek, bu da yazamamak gibi bir şey. Yada çizememek, gerçi çizememek pek bir karanlığa benzer, ama onun resmi her hangi bir aşk konulu fotoğraf ile izah edilebileceğinden karanlık gece eş anlamlısı sözcüklerden ibaret dilimde.

Derken eve varmışım, müzik yüksek sesli, hani bağırmak isteyipde zaten bağırıyor olmanın, ama hiç istediğim kelimeleri bağıramamanın verdiği sıkıntıyı atmak için, uçurumun dibiymiş gibi odamın içi, o şiddetle bağırarak müzik eşliğinde yada müziğe eşlik ederek mi demeliyim bilemiyorum bir deşarj an’ı işte. Seninle birlikte bağırırken de böyle hızlı atardı kalbim ki bunu sana söyleyemem normalde, utanırım bilirsin, kendinden bilirsin. Derken koşmaya başladım, gören koşuyorum sandı en azından, oysa ben kaçıyordum o “hapishane” hissinden, belki de özgürlük tutkusuna koşar adım kaçıyordum bilemiyorum, ama içimdeki tutkuların muhasebesini yapmaya başladığımdan bu yana anlama sürecine girdim ki ya ironiler bana tutkun, ya da artı ile eksi gerçekten birbirlerine büyük bir aşk ile bağlılar da beni aralarında zai ediyorlar. o titremede işte ya bu ziyan anlarımda, yada yazdıklarını okuduğumda tutuyor beni, otoyolda arabanın içinde çığlık atmak gibi geliyor kelimeler, sessizlikle gidiyorlar, yani suskunluk bir gitme eylemi oluyor bu kelimeler için, onlar bile terk etmeyi bir eylem haline dönüştürüyor, sonra güruh olarak hücum ediyorlar çıkış kapısına bedenimin. siz bilmezsiniz onlar göz yaşlarımı yangın merdiveni sanıyorlar, ses çıkarmıyorum. Tıpkı eskici dükkanındakilere ses çıkartmamam gibi, gerçi onlarda sesimin çıkmaması şaşkınlığımdandı, şimdiyse tümüyle umarsızlığımdan, bulutlarsa bunu yağmurun tutarsızlığına benzetiyorlar. Mevsimler ki hiç bir şeye benzetilemeyecek kadar bütündürler, geçen gün yanlışlıkla kış’ı sana benzettim, “kâh beyazlığınla, kâh ironik bir şekilde kış diyince akla gelen sıcak battaniye şefkatinle bu bütünlüğü sen yaratmış olsan da” diyordum ki üşüme tuttu birden. Kahve ile ısıtmaya çalıştım içimi ki o da kış’ın bir simgesidir bana göre, anladım ki sembolik aşklar / pardon ısınmalar biçare imiş titreyen parmaklarıma. Titrek parmaklarla atılan en iyi imzanın üstüne ise suskunluk yeminleri listesi yazılırmış. Listenin başında dünüm, sonunda düşlerim, ki ikiside birbirlerine pek benzerler… Bu söylediğim ise, tebessüm gibi bişi işte…

notun dibi yazmayı bıraktığın yerdir: Minel Garaib, en içten sevgilerimle… Farkında olmadan ettiğin yardımlar için…

Kategoriler: Yazılarım

Barış Parlan

I'm an earthling called Barış Parlan. a graphic designer & information technology specialist living in Cyprus. nerd, digital storyteller. doing phd about serious games and cross-reality. fan of photography, science, futurism, cyberpunk. interested in critical theory. practicing anarchism and atheism. polyamorous sapiosexual.

1 yorum

zemsiz · 2008-02-10 23:40 tarihinde

bir diğerinden farksız günleri yaşamakla, her günü birbirine karmak arasında geçen kargaşayı andırıyor yazımın. bir bütünlük içinde farklı tadları yakalayabiliyor insan.

Yorum Yaz

Gibi

Okuma süresi: 2 min
1