Düş

nefesinin yeline kış fırtınası düşmesin, sen beni dinle, rüyalarına kâbus düşmesin… canım benim… var dediğin geceler yoklara, çiçek gibi baktığın ruhun yollara, acı kelimelerin masum kâğıda, suskun çığlıkların kulaklarına düşmesin… içindeki çocuk apartmandan, sessiz ağlayışların dudaklarından, bilinmez yarınların bugünden, yorgun canım avuçlarından düşmesin… yüreğindeki umuda mutsuz uzaklar, içindeki ateşe soğuk Devamı…

Gerisi İnleyen Nameler

Koca bir soru işareti, öğertmenler hep cevabını bildikleri soruları sorardılar. Bu sefer soran öğretemiyor, cevabını kendisi de yazamıyor. Yazamaması yaşamadığı anlamına gelmiyor, lâkin aynı anda başladı bu dert. Gülümsemek, dudaklardaki açı, kalpteki acı… Hadi anlat bana masalcı… İçimiz dökülüyor her geçen saniye, yere sözlük düşürmüşcesine karmaşık kelimelerle mi ifade edilince Devamı…

Su

Az kaldı çokluğuma, beneklerim kadar çok’lara. Hayat seni çok pis özlemişim bunu fark ettim. Sus’muştum… Susamışlığımdandı. Teşekkür ederim Su… Su’ya içelim bu gece… suskunluğu bozalım fısıltılarda… evet evet, suskun su… suskunsun…

Bin Jip

“Sana aşık olabilir miyim?” diye sormak için gelmiştim kapına kadar. Bakma bana öyle, “aslında” diye başlayacak bir cümle değildi bu gerçekten, çünki bu sefer örtmemiştim hiç bir davranışımı, fotokopisi yoktu ki aslını gösteriyim sana, intihar mektubu kadar içten, ve kendi el yazımla yazmıştım acılarımın rengini. İnsanlar takılmış bir zaman hesabına, Devamı…

Kifayetsiz Kafiye

O akan kan değil gözyaşı olsa kaç yazar? Red‘dimin geçtiği yer değilmidir dudaklar? Hislerimiz renklerimiz aynı, bir deniz sevdası, Ben manyak, sen çıplak, tutan özgürlük prangası. Ne zahiri ne gerçek, ortadaki ayna kadarız aslında; Toz, toprak, eski kokulu, geçmişler yansıyor yaramıza. Aralarındaki uyum yüzünden pek hoştu her iki cümle, Affet Devamı…

Sağanak

-İtirazım var Hakim Bey, Ağır Tahrik söz konusuydu! -Sanık, var mı bir diyceğin? Yok Hakim Beyim, uzadıkça hasret kokan cümleler gibi hissediyorum son günlerimi, insan oğlu anlaşmak için konuşurdu, bizse anladıkça sevişirdik o zamanlarda. Toprak misâli dudaklarımızın çatlamasını engelleyen, yer yer sağanak öpüşmelerimizdi meselâ. Kapı eşiğinde mumdan yanan elini, geçsin Devamı…

Nací en Alamo

Gözlerinde kayan yıldızları özledim ben, dudaklarından dökülen “gecem” kelimesini, yere basmazken ayakların, içime çektiğim kokunu bulur oldum kardelen bakışlı fotoğraflarında. Dudaklarına heveslendim sen fısıldarken şarkını, avucundan su içmek kadar basit kaldı ya şu hayat, gitarın kadar yakın olabilseydim sana diye hayıflanırken izdüşümlerine. Sokak lambalarını kapatasım geliyor, ah şu yıldızlar da Devamı…

Küçüğüm

“intihara teşvik, 7 yıl ağır hapis. ben yatıcam, e hadi sende öl artık.” herkesler korkuyor kendince… “içimdeki çocuğa yazdım” diyince, rahatlıyorlar nedense, oysa daha acı değil mi söylediklerim bu şekliyle? acı’tan ya da ağlayan… 7 Fark‘a yorum yazdım. Güzeldi… Bide, şey oldum… Neyse…

Bir de sabahın 4ü…

Titrek parmaklarda ojeli tırnaklarım ve onlar kadar isyânkar görünmeseler de aynı rengi yansıtan / kıvranan / kıvrılmış uyuyan / uyandıkça müzik kutusuna sarılan / sarsılan ruhum var… Zaman ilaçtır demiştin ya, bütün kutuyu içsem? bir saate kadar halil gelecek, annem ızgarada balık yapacak ve yedikten sonra halille baş başa kumsala Devamı…

Hadi beni sev, kefenimi ütüle

yankılar, ( peki – biraz yanıklar ) kulaklarınızı tıkayabilirsiniz, aşk gibi bu satırlar, gözlerden girer ilk ışık, ve yaş olarak yine gözlerden çıkarlar. Bunca aktım ama hiç ağlamadım, nasıl diye sorusu olan varsa, eskici dükkânını ziyaret etsin, uzakta değil hem, o artık seyyar. bin ruh içimde çığlık atmakta… Bense sessiz Devamı…